dumani perdeler

 iki kişi var bu perdemizde
birisi on beşinde... ama üstün zekası 
ve kıvamı bala benzer ruhuyla 
koca alem operasının operatörlüğüne layık
bir ayakkabı boyacısı.. 
diğeri ise.. yaş olarak,
ondan bir buçuk kat
ama zeka olarak 
o ,bir tek Tanrı bilir..denilecek miktar daha yaşlı 
makamı işçi bir adam
ve o; boyacı çocuk ...oturmuş da bir yol kenarı...avlanırken öylece
o; ıslık-sandık ve yarı buruk bir neşeden kurulu..orkestrası eşliğinde
pasaklı bir ayakkabı.. görür ded geçmekte olan amelenin ayakkabısını:
-boyayalım mı abi 5 lira
durur adımları ve elini cebine ata ve kaldırır kaşlarını:
-bakalım ne kadar bozuk çıkarsa gönlünü tamir edecek tamam mı?
-kabul ve de taa doğumumdan beri. çünkü kendimi bildim bileli
şunu söyleyerek inandırdım nefsim aynalara bakarken:
"şu gördüğündür ey gönül, dünyanın en şanslı adamı!"
eline bir banknot gelir ve
- al bakalım 5 tl der (korkusuzca ve biraz da tebessümle)
çocuğun parayı alıp cebine koyduktan ,oturup fırçayı çıkarana kadar
sürdürdüğü yabancılıktan doğan sessizliği,
fırçayı ayakkabıya sürmeye başlamasıyla son bulur:
-çoğu kez şanslıydım ama ,böylesi durumlar yıllarıma paylanmış
ve bu inan bu yıl ki ilk siftahımdı daha..
-neyse ..bırak da şimdi can yeleklerini şişirip durmayı
bu ekonomik kriz vurdu mu seni de..onu de bana?
-bitlenecek saçlarına sabun bulamaz adamlar cila arar mı pabuçlarına ?
sen vermedin mi demin? ve ben de kullanmak için atmadım mı cebime
şu tuvaletlere yakışan kağıt parçasını?
ve şimdi bunları söyledikten sonra bilir misini, o tuvalet kağıdının ve kardeşi
peçetenin suratlarda ne göz yaşı döktüğünü?
suratların mazereti hüzün bulutlarıysa nasıl, diğeri de olmayan şeylerini 
çıkarmak için ter döker ..
şaşırmak x denizdeki damlalar?
hayır!
peki şaşırmak x (evren/atom)?
yine hayır!
çok daha fazla şaşırmış amele olan çok!
ve yemesiyle böylesi bir fırçayı 
o fırça tutanın dilinden,
demiş:
-sen var mıydın? 
sen gibisi de yaşıyor muydu bu alemde?
var mıydı sen gibi bir sahibi olan 
soluğuma ortak bir ciğer?
nasıl sevinçliyim nasıl !
nasıl sevdim bilsen seni görüp tanıdığım ;
güneşi bulutu ,rüzgarı 
her karesi ile bu anı bir bilsen !
ve nasıl minnettarım seni bana gösteren fotonların 
sahibini bir bilsen!
öyle ya 
nasıl olurdun onlar  dünyama var olmasaydılar?
nasıl görebilirdim seni benden,
benide senden böylesi mutlarla?
-anlaşıldı tamam..pek sıcak bakan değilsin kaderine
-hayır..asla!
kader dediğin bu sahnede bana biçilen rol sadece
söylenecek metinleri ,atılacak adımlarıysa ben yapacağım yine
ve şu kurgumu yazan alnımdaki sayfa
olmadan nasıl oynarım ki onu oynamaya doğmuşken?
ya bu rölü güdeceğim ne kadar güdüm varsa
 ya da inip sahneden bu diyardan gideceğim.
-insan nasıl yaşar o zaman?bir dert konsa başına ,
"nasılsa bunu üzerimden savacak bir kudretim yok "diyerek ölümü seçmez mi peki ?
-hayır..tam tersine
 mutlu bile olursun benim gibi yaparak:
bir kere inanıyorsun seni kullanan birine ve hiç bir şüphe olmaksızın
inanıyorsun seni sevdiğine ve sana karşın iyilik üzereliğine de
başına bir saksı bile düşse :
"oh şükürler olsun ki Tanrıma..beni çok dah acı bir kazanın
 hışmından kurtardı"diyebiliyorsun o an böylece
-bu kadar basit mi yani?..
-eve...
-diye sormayacağım çünkü değil!
öyle ise bu inanca kavuşabilmem için yapmam gerekir söyle..
neler yapıp nasıl yaşamalıyım inanmam için 
Tanrının beni sevdiğine?
- sevgisini kazanacak şeyleri yap önce
-iyi de nedir onlar?
-nereden bileceğim? bunu kendine sor..
ve Tanrının seni sevdiğini düşüneceğin ana kadar yapamasan da 
en azından özürler dile ve suçlu olduğunu bil ve olman gerektiğini de
-yani şimdi sen ..örneğin o hitlerin 
yapması gerekenleri yapmasıyla doğru yaptığını mı söylüyorsun bana?
-onu kendisine sormalısın bana değil.. 
eğer doğruluğuna inanarak yapmışsa yaptıklarını ..neden olmasın?
-işte senin gibisiyle bir avuç dolusu laflamak bile herş eydir benim için
yaramdan akan kanı durduran bir avuç tuz gibi
hatta bir psikoloğa harcayacağım paradan bile muafım şimdi sayende
çünkü büyük bir sorunuma dokundum şimdi, yani yanlış anlamaları
her ne geldiyse başıma zaten bundan geldi ya! ta en başında başladı hem de;
o 'kafanı değiştir ' sözü bana 'yolunu değiştir ' diye ulaşmıştı
kimbilir belki de bu kulağım yerine yargıma olan güvenimden kaynaklanmıştı.
sonuçta hatalar gele gele geldi ta bu güne, ne bir doğru bıraktıne yanlış koydu ardıma.
çünkü bel bağladığım bu yargım ,zincir yemiş nefsimden
-ama şimdi?
atlatmış gibisin tüm olup bitenleri ve bir dal aramıyoru gibisin
pek yüzer buluyorum seni bu hayat ırmağında?
-doğru ..kesinlikle! bu güne dek kendisine bir can simidi aramaya adanmış bu gözlerimin 
tek derdi oldu artık yön bulabilmek ve karar verebilmek ellerim kulaçlar atabilsinler diye.
ve büyük bir gururla  kafamı 'nereye doğru  yöneltsem, ne tarafa doğru açsam yelkenimi?' 
diyerek her kaldırışımda ,şükürler sıralıyorum kalmasın diye 
bana bunları bağışlayanın  hakkı üzerimde..
-nasıl yapıyorsun pekiş bunu?
-şu gördüğün şekillerdir buna verilecek örneklerin en basiti
-peki başka neler katıyor ,neler kazandırıyor böylesi bir bilinçle yaşamak
bana biraz daha açar mısın rica etsem?
-al şu ricalarımı da ver bana kulaklarını! 
ki o bile yeter de artar çünkü anlamayan birine bile ,en aşağılık da olsa en gaddar da..
o da aynı tablonun bir parçası,o da sen gibi o da ben gibi ve tüm kainat gibi
doğudan gelmiş var mı gideceği batıdan başka?
ve işin tuhaf yanı; bu bir dönüştür adına gidiş desek de. bu daireler olmuş sonsuzluk nedeni
bu kutuplar olmuş zıtlıklar sebebi..ve bu karşıtlıkların tek amacı : biz dışında Birini de olması.
bir 0 iken her şey o sıfırın yanına 1'si belirdi 
işte o gelince 1 yüzünde rakam..diğer yüzünde ise -eksi bir hal aldı 
ikiye ayrıldı böylece o sıfır .. iki yana doğru kollarını açtı ve birine var dedi diğerine yok
sıcak olmasaydı soğuk nereden çıksaydı?
ama dedim ya bu bir dönüş ve süresi de sana bağlı
sen açtıkça ,uzattıkça kollarını daha da geniş olacak bu çember ellerinin birbiriyle tokalaşması için
her bir parça başka bir çember ve o da başka bir zıtlığın zıtlık sebebi..
hilaldir işte bu yüzden hayat serüvenimizin simgesi
bir geceyi yaşıyoruz gündüzden uzaklaşan ama bu karanlık götürecek bizi tekrar aydınlığa
dönen everenle beraber..şu an bir yüzünü yaşıyoruz hayatın 
ki bu yüzü sayılardan ve rakamlardan ,tartılardan ve ölçülerden 
ve bunları hesaplamaktan ibaret 
ancak bir yüz daha gelecek ki bunların anlamı,resmi ve ete kemiğe bürünmüş hali;
tura cennetleri mi yoksa cehennemleri mi desem sen karar ver!
ama kararına muhtaç olmayan bir gepegerçek varsa ;
hiç bir şeyin burada ki değerinde olmayacağıdır kesinlikle!
yani burada önemi ve değeri olanlar orada sürpüntü ,
 burada değeri beş kuruş etmeyenlerse orada hazinelere dönecekler birer..
tersine dönerken her şey..
ve biz bu dönüşümüzle kavuşmuş olacağız bir yandan da o sıfıra!
-yalnız bence bu bakışın çok yerli bir açı.
kökün alabama kokuyor anlatırken hayalinde can verdiğin çadırlar
 birer ilham olmuş da yardakçılık ediyor atıyorken boş keseler ..
bence her atom dönmekte olan bir vidadır yarattıkları kümeler ve maddelerle birlikte
ve tümüm oluşturdukları bu evren gibi girmekteler boşluk denen bir dubele..
durmaksızın dönerek saniye saniye, ta ki varıncaya değin o dubelin dibine
ve duruncaya değin onu döndüren parmaklar..
yani dubelin boyudur aslında o sonsuzluk denen..
-hayır! 
kesinlikle ters tarafı da var hayatın
ve işte orası duyguların ve mananın yurdu ,dedim ya işte tura diye
bu kaşı gözü kulağu yazan yazılımlar ve teoriler resme pratiğe dönecekler orada 
bu anlatımlar bitecek ve anlamlar gelecek yerlerine
zira bir kuraya atılmıştı da bu madeni para ve yazıyı bilendi galibi başlamak için ilk oyuna
nasıl ki bu düşüncelerin önce var oldularsa aklında ve sonra yazılmışlarsa kader mürekkebiyle 
kağıtlara
sonra da tekrar döndürüleceklerse okunurken  akıllardaki gerçek yutlarına
bizler de döneceğiz bir gün kalkmasıyla üstümüzden
bizi gözlerden ve gözleri de bizden saklayan sayfaların çevrilmesiyle
-peki nereden bilebiliriz bu yüzün o turayı açıkladığını?emin miyiz,anlıyor muyuz ki bu yazıların 
dilinden?
-elbette ki anlıyoruz..dedim ya zeten oradan gelmekteyiz diye..
ve ne kadar başarırsan ruhunla görmeyi asıl şekillerini
o derece doğru olacaktır burada çizeceğin harfler ve biçeceğin satırlar
bir ağacı görebilmek ne ise bir kapıya baktığında,
ya da salyalar akıtmak ne ise bir limonun sıkıldığında,
öyle bir hissediş ve duygu ile görülür uzaklarda seyreden bu yakın olgular
yani dönmelisin ki o yaşattığın duygulara,o duyguların alfabesiyle okuyacaksın gerçekleri
dönerek bir 'adem'e geldiğin gibi bu durumlaraibir diş olacak da dönmen için çarkına
ve o çarkın eliyle dönecek de bir saat ve çalışacak sonsuza değin gerçek bir zaman
çünkü bu yamalak halin seyrettiğin bir ayna ,
ancak yarımını göreceksin unutursan ardını,ve yok sayarsan gizlenmiş diğer aynayı
ve onun yansısıyla göremezsen ardını kavrayamazsın gerçek boyutları
-bu ne demek peki şimdi?
biz de bir duygumuyuz yoksa?
ve onu mu kullanmamız gerekiyor varabilmemiz için O Tanrıya?
bizi tamamlayacak olan bu mu, başka bir dönüş imkanımız yok mu?
-hayır! çünkü dönüş yalnız O'nadır ve O'na döndürülecek tüm ruhlar!
onunla tamam olacak bu evren tekerleği. bizler hangi duygularını taşıyorsak hayat içinde,
O'da aynı duyguları besleyecek bizlere .
çünkü bizler O Tanrının sahiplik duygusuyuz ve elinin altındakiler bir davranışta bulunurken
unutma ki Tanrı da sana aynısını davranır ..tabi affetmeyi dilemedikçe..
her olaya başlaken seçeceğin tavır Tanrının senin için verdiği bir karar
hayat şu an senden neler görüp buluyorsa, senin de Tanrı karşısında bulacakların aynısı
ne kadar bağışlar sunar ,ihsan edersen hayata ,o kadar ihsan göreceksin Tanrı katında
ne kadar kulluk duygusuyla örersen taşları, o kadar oluşacaktır köprün
düşmeden uçurumlara , varabilmen için yurduna 
-ama sen her dönüşün yalnızca O'na olduğunu söylemiştin
peki öyle ise bu düşe..
-..düşenleri soruyorsan eğer O'na dönüp dönmediğin?.. evet!
çünkü O her yerde ve her zamanda..her şeyle beraber herkes ile birlikte..
sana soruyorum : nerede oturuyorsun şimdi? 
kalk önce ve sonra bak şu oturduğum tabureye..ve göster haydi neresinde barınıyordun demin?
şu çatlak kısımda mı ,şu lekeli tarafta mı yoksa şu parlak yanda mı?
ve de söyle haydi kimdi şu soluk ayakkabılarımı cilalayıp parlatan ve bununla da aynı zamanda
bu parlaklığıyla basıp geçtiği mermerleri dahi soldurtan?
başparmağı mıydı yoksa serçe parmağı mıydı fırçayı tutan elinin?
biri çıkmış ayaza sigarayı tutan ,diğeri sığınmış cebime sıcaktan terleyen ..ellerimden,
bir biri ile kenetlendiklerinde , hangi ; "oh be serinlik!" , hangisi ;" uf be sıcağa bak!" dese desin
farketmez ben yine de mutlu olmayacak mıyım o ılıklığın keyfiyle?
-şu vediğin örnekler , sanki sen değil de onlar bulmuşlar seni
sırf onlar da değil  sanki tüm evren bir olmuş bağırıyor bize : "örnek isteyen yok mu?" diye
her şey her şeye örnek olmuş ve bize yardım ediyor gibi ,işlediğimiz bir derste
-ama garip olan tarafı ; pek çoğumuz göremiyor bunları
iştahlı gözlerimiz odaklanmış uzaklara da dönemiyor yakınlara
ve böylece uzak kalmışız o yakınlıktan 'biz'  olmuş bir gerçeğe
ve malesef şimdi ufuklar bizim , ele avuca sığmaz ve bir işe yaramaz
oysa biraz çekilsek uzaklaşıp da uzaklardan ,dönebilsek yakınlara 
ve benliğimize dıştan bakarak netleştirebilsek şu bulanıklığı 
anlardık O Tanrıdan daha gerçeği olmadığını
yanyana koyabilseydik gördüğümüz kavramları
dizebilseydik sırasıyla bunca yaşadığımızı ,anlayabilirdik her birinin bir ipucu olduğunu
ve anlardık doğumun bir t'si olduğunu
anlardık büyümenin a'sı olduğunu
anlardık yaşamanın n'si olduğunu
anlardık yaşlanmanın r'si olduğunu
anlardık ölümün ı'sı olduğunu
yani anlardık 'Tanrının' var olduğunu!
--peki neden ama?
böyle anlaşılmaz riskiyle 
sokulmuşken bir de ta gözlerin içine
neden hala yok sayarlar bu muhteşem eserleri?
yoksa balçıklar mı sıvanmış doğarlarken
güneşe bakan gözlerine ?
--belki de bu körlüğün nedeni bundan kaynaklanmış
yüce mimarın eseri de 
kendisi gibi yüce ya ..
görkemine varmak da işte bir yücelik işi
ölçemez cetveller 
nasıl görecek değerini?
tek yapacağı kendi gibi değersiz savlar
ve ihtişamını örtmek
         " "      için cüceliğini
düşünmek için basamağına
O'nun yanına çıkamaz ya!
-yani boşuna mı yaşıyor , boşuna mı yiyip içiyor sence?
-yemek yemek ..su içmek
aslında kölelik değil mi bu resmen?
eğer ki gösterip şu bedenini ..'sen' demeseydiler ona
 doyurmak için sabah akşam uğraşırmıydı böyle?
bir damlacık iyiliğe bile karşılık uman sen mi, ben mi ,o mu ,şu mu, 
hangimiz söyle?
-niye ki? mutluluk veriyor ya ,zevk alıyor ya insan onunla
-mutluluk dediğin o bir kaç kaşıkçığa karşı 
dert kepçesiyle vurarak kafamıza kafamıza ..öyle mi?
bu mu verilenin karşılığı?
ne yaparsın peki bir yazıya başlamadan önce? defteri önüne serersin,
kalemini silgini önüne çekersin niye?
nasıl yetişsinler,yetiştirsinler mutluluğa?, evrakları arşive? ,çayları şirkete?
şu feryatlarla sönüyor işte yatak odamın ışığı bu yüzden her gece:
"ey yüceTanrım! nasıl bir zevk ki bu,seni anıyor her santimim!
açmış olduğun bu yarayı yutmuş ,emiyor dudaklarım kana kana hi durmadan sürekli!
ve bu yara öyle derin ve bu yara öyle uçsuz ki;
aktıkça akıyor irinleri asırlardır tükenmiyor !
öylesine oturmuş ve geçmiş ki birbirine bu koskoca her şey,
tüm gücü ile yüklenmiş,tutsak olmuş bir atoma!
dönmez olmuş dönmedikçe ,bacakları ,kolları..
onunla kurulmuş saatlerim , saniye saniye bahtıma 
şimdi bu tutsaklığımla 
senden aflar diliyorum tüm insanlığım adına..
affetmek ><yücelik 
dosdoğru bir orantı
ve Sen de yüceler yücesi olduğuna göre
diyorum ki ne olur!..
-peki nasıl oluyor da ;
yıllara..asırlara ..hatta sonsuzluğa bile
dönebiliyor bir anlık ışık parıltısı,
saniyesi bile 300 bin kiloluk yolculuğa bedelken?
-çünküsünü, çünküsünü,
nasıl anlatsam sana bilemedim çünküsünü?
ama bilmen gerekir ki önce .
bunu bilebilecek zihne ulaşmak için;
algını da yavaşlatıyor 
hızındaki süratın doğurduğu kütleniş..
kütlelere dönüşen ve baskılaşan şu dalgalar,
beynini de hantallıyor ..
algıladığı dünyayı da!
iki kimse düşün ki,
biri bir fil kadar devasa ..diğeri bir karınca ..
boyutları hızlarıyla ters orantıda
ancak o filin attığı tek bir adım da
karınca için
karşılık gelir bin adıma
ve tabi ki bu gerçekler 
algısal , düşünsel adımlarda da..
benzer formüllere tutsaktır her ikisi de!
düşünsene bir;
hiç o devin düşüncesiyle..bir olur mu miniğinki ,
adımlarını atarken geçen o sürede?
yani dev örneğin:
bir metrelik düşünüyorsa
miniğinki metre * (dev / minik) kadar olacaktır..
ve böylece..
miniğin zamanı da binlerce olacaktır
atacağı o binlerce adımla ..
ancak algılayamaz bunu tutsak algıları
çünkü o miniklik,
debelenip durduğu ,
uğruna galaksiler kurup.. adına evren dediği,
o binlerce adımın aslında 
  tek bir adım olduğunu göremez!
atomu görebilir misin gözünle?
hatta güneş kadar büyütseler de görüntüsünü
hiç görebilir misin hızından?
evet boyutlar arasına kısılmıştır
şu hayat dediğin zamanlar..
bu yüzde ne dev anlayabilir miniği
ne de minik o devi!
-off!
neden bozdun ki şimdi?
oysa sonsuz bir döngüyü bekliyordum ne güzel ..ne güzel!
-peki soruyorum o halde;
olmadığını nereden biliyorsun?
belki de senin de var  
bir miniğin,
ve senin
 bir anlık farkedemediğin kadar güncende de
nice evrenler var belki de..
hadi diyelim gerçekten de böyle..
sen bırak koca ömrünü
yaptığın tek bir hareketin de bile 
ne sonsuzluklar peydahlanıyor aslında!
ee?
ne işine yarayacak sen onu algılayamadıktan
ve yaşayamadıktan sonra ki?
sonsuzluklarının katili insan!
paçavraya çevirmiş tüketiyor adımlarını!
tek bir çaresi kalıyordu geriye,
o da ; büzebildiği kadar büzerek 
boyutunu ve algısını i
  devliğini minilemesiyle..
ufalıp yürüsün de görsün o kaldırımlar içinde
ne kaldırımlar olduğunu!
görsün un ufak taşların bile.. ne ağrı'lar diktiğini dünyasına
işte böyle anlayabilir ancak
yaptığı kıpırtıların devingenliğini!
işte sana evrenin makalesi..
bu yücelediğin asırlar ..sonsuz dediğin ufuklar
yapayalnız 
bir anlık düşüncesi,
ve içinde olduğumuz kainatsa beynindeki bir lobu..
ve bu her düşünen insan için geçerli..
düşünmemizi sağlayan bir bölüm
ve içinde bir dünya (kumanda masası)
sonuçta biz değiliz düşünen..hücrelerimiz
yemek yemeyi,su içmeyi
yatmayı kalkmayı arzulayan
kim sandın miden ya da kasların mı?
hayır hayır!
taa hücrelerin hücresi!
beynindeki dünya ...
evet beynimdeki dünya
akar durur bir salgı..
hatta onun da içindeki insanların
var olan beyinleri!
işte buyur; 
yine karşımızda o girdap düren sonsuzluk !
yine çıkmış kilitliyor
 bütün çıkışları
biz de takmış bir boyunduruk
döndükçe dönüyoruz dolap beygiri gibi!
-peki söyler misin o halde;
minikliğimiz, devliğimiz
eremeyecek miyiz sonumuza?
-gözlerini kapatır ,çekersin üstüne yorganı
terkedersin duyuları
dalarsın derinlere
sonra da bir bakarsın 
dönüvermiş bakışların sine-i ruhlara
hatta katışıp aralarına
söyleşmeye de başlamışsın
kuşandığın bir lügatla..
ama unutmadan yorganı
kaybetmeden önceni
bilgisinde bu rüyanın rüyası olduğunu
ve böylece de anlayarak 
tüm görmüş olduğun ruhların
ve dillerinden çıkanların 
aslında senin çıktıların
ve yapılan her eylemin de 
senden peydahlandığını..
ve sen üstünde yorgan ..başında bir yastık
yelken açmış rüzgarlara
saf ve yalıtık
tek bildiği işlemek ..yorumsuz pürüssüz
 iradeden uzak,bütünlüğe sadık
uyanıp gerçek rüyaya
keyfini çıkarırsın 
uçsuz saliselerin ...
ne idüğü belirsiz ..sırf tatları var diye
şu rastgele yediklerin
orada gösterecek gerçek değerini
şekline şemaline
lezzetine kapıldığın her şey
gevişinle sunacaklar asıl tatlarını..
ve bu edineceğin zehirler de panzehirler de
yararlılar ve zararlılar belirleyecek 
sonsuz sağlığını
ya süt verip sonunda 
sevileceksin sahibince
ya da köpürecek ağzınla..gömüleceksin mundarlığa!
-öyle ise neden insanlarda bu açlık?
neden doymuyorlar bir türlü?
bitmeyecek mi bu koşturmacaları?
bir vakit gelmeyecek mi ki;
insanlar : "tamam bunca gördüğüm..bunlarca yaşadığım
şimdi organizmam düşünmekle sınırlı
o halde yapmam gereken şimdi anlamlar üretmek
dönüp artık peteğime 
kutsal balımı doldurmak" desin?
-evet var öylesi bir vakit..böylesi bir petek
ama buralardan çok uzak (o an dünyada bulunuyordu)
yayıldığımız şu zaman 
ve bu yerler yerini
bir ikindi gölgesine terk ettiğinde
anlamı kalmayacak bu sorduklarının
ki yanıtlarını almış olacaksın
ağızının meşgullüğüyle
orada ancak oturacaksın getireceğin gevişle
anlam verebileceksin bu yiyip içtiğin yıllara
o mutfağa varınca yıkayıp doğrayacak,
haşlayıp pişireceksin dilediğin türlüleri
kısacası insan ruhiyatı
adalete ayarlı kodlarıyla
ne, çok şey yaşayan ve göreni bir daha dinlenceye çekebilir
ne de yaşamayanı değerlendirecek bir şey bulabilir
-yani düzene mi kavuşacak tüm düzensizlikler?
-aslında düzensizlik düzeni
düzen ise düzensizliği anlatır
-şimdi iyilik ve güzelliğe..çirkinlik ve kötülük
çirkinliğe ve kötülüğe de
iyilik ve güzellik mi neden oldu?
yani sağ taraf solu
sol taraf da sağı mı doğurmakta?
demek ki karşıt dediklerimiz 
farklı değiller o kadar da
öyle ise ayrışmalarının ne anlamı kalmakta?
-eşitlik diye bir şey yok
sonuçta yumurtaydı tavuktan çıkan
ve tavuk çıkması da o yumurtanın günahı değildi
tamam güzellik de çirkinliği anlatır ve doğurur
ama ortaya çıkan günah
çirkinliğindi aslında
itaat ile birlikte itaatsizlik de doğdu
meleklerin ardından şeyatanlar da doğdu
ve kulluk ile beraber isyan da çıkınca
  ademe ademi doğurttu
köütlük ve iyilik beraber doğdu
habil ve kabil gibi
sol tarafta vardı sağ taraf gibi
ama en ufak bir değerleri yoktu
ancak çıkınca ortaya bir nokta
iki taraf da çıkıverdi
ve sen..
o son bilenmezin de bilgisiyle
anlayacaksın işte o an
bu sonsuz denen rakamların 
1'den ibaret olduğunu 
aslında,
sağlarına ve sollarına 
rakamlar dizilmiş 
ve yanına gelecek bir rakam için
vaadlerde bulanan:
"ey varlığımla var olmuş
yaşam bulmuş sayılar!
babanız benim!
benimle var oldu "evren" denen bu sonsuzluk sayısı
benden var oldu her biriniz!
toplamımla var oluyor tüm toplamlar
çıkışımla ortaya çıkıyor tüm çıktılar..
zaten çıkmamla bir zamanlar 
sonzu ruhundan
bir yanımın başlangıcı 99...
diğer tarafınkini de -99.... bıraktım
şu halde hangisi daha değerli söyleyin?
      bu mu?              bu mu?                  yoksa bu mu?
         !                           !                                 !
...99(9)9999999999999(9)9999999999999999(9)999999
peki hangisi daha değersiz?
      bu mu?               bu mu?          yoksa bu mu?
          !                        !                         !
-9999(9)99999999999(9)999999999999(9)999999999...
en yüce 99 üzerine andolsun ki..
solda yer alman demek 
bir değere kavuşman,
sağda yer alman demek 
meteliksiz kalman!
ve nerede olursan ol ..değişmeyen tek gerçek:
bana ne kadar yakınsa bulunduğun basamak
o kadar değer kazanacaktır kütlen ve varlığın "
işte bu dedikleri de
hatta her şeyin cevabı..
ve her şeyin bilgisi de 
biliniyor beynince sen bil yeter ki..
- zaten şu hayatın eleğiyim 
ayırmaya var oldum gizliyi gizsizden,
güzeli çirkinden,
doğruyu yanlıştan ve haklıyı haksızdan..
ilk ayırdığım olgulardı
toz olup gitti yokluklar..eleğimde varlıklar kaldı
sonra sırasıyla ..
saldıklarım...........................kalanlar
karanlık                               aydınlık
esaret                                 özgürlük
yalnızlık                              ilişkiler
suskunluk                           anlatım
umarsızlık                          istek/irade,
amaç ,hedef ,mantık ,arayış ve sevgi
şu an üzerimde serpilmiş
elemem gerekenler ise:
yaralılar -zararlılar
gerçekler -yalanlar
geçiciler-kalıcılar
yüceler-aşağılar
yani kısacası;
mutluluk,huzur ya  da acı ve azap..
düşün ki ;
iki deniz var yanyana 
dalgalarıyla gün yiyen
karışmıyor da tatları ve benlikleri birbirine
bir sınır çekilmiş adeta 
siyah beyaz zıtlığıyla
ve bu iki zıtlığın ortasında..sınırın tam göbeğinde
bir dalga kıran..
ki taşları etten ve kemikten
o savıyor her dalgayı
onunla doğuyor aynı zamanda darp sesleri
zaten onun yığıntılarıyla ayrılmıştı bütün bütünlükler
bir klunu sola açtı
diğerini sağa
ama savayım derken de bazıları
kapılıveriyor içine
boşa verilen yönün yüklendiği yöne doğru
çekilen dalgalarıyla beraber 
onu da yutuyor kötülük
alçaldıkça derinliği taşlarını yutan bir derya
ve yine bu alçaklığıyla 
yenileri bitiyor yüzeyinde..
bitmeyecek de sapına kadar bu dalga kıranın taşları!
iki seçeneğin var şu halde;
ya sağ ya sol
ya sağ omuzunun üzerine yaslanacaksın
ya da sol omuzun batacak deryaya
her ne kadar diğerine dalmak 
dinginliğe uzanmak,
düşme ile değil iradeyle ise de
ne mutlu sular çekildiğinde yığının sağında olacaklar!
onları bekliyor kırlar ..bayırlar
ve ne yazık soldakiler gibi şer içinde yüzerken
bir bataklığa hapsolmak!
ama su kurumayacak
kalacak dibinde biraz..
köpekbalıklarının sığacakları kadar
kötülük kulaçlarıyla itişe kakışa
 yoğunlaşacak daha!
diğerinde ise bala basacak su yerine topuklar
ve oynayıp zıplayacak yunuslarla beraber
yani hakim olduğun 
şu anki duyglar
orada hükmedecekler sana
amir memur yer değiştirecek iradenin külahıyla
seçme sırası ona gelecek
 o dileyecek dilekleri
sense onun kuklası boş bakan gözlerle
atacaksın her adımı
çünkü hayat veriyor o besliyor eylemleri
onun arzusuyla var oluyor her olay
bizimle hissediyor dokunurken sonsuzluğa
okşayıp yaratıyor olguları
ve o anlıyor yaşadığımız duyguları
ve onun çizdiği rotayı değiştirecek bir yiğit
bir sigara dumanı bile
çıkmadı henüz piyasaya!
ve hakkı da olamaz zaten çıkmaya!
-peki hak nedir,
yapılması gerken mi?
uygulanması gereken o mudur gerçekten?
o haksızlıkla hakkı..yasaklarla yasallığı ayıran
bir sınır değil mi sadece?
neden gereken olsun ...sınırda yaşamak?
bir tel örgü ya da avlada.?
yapıştırıp kendimizi dayayıp benliğimizi 
haksızlığa doğru bakmak
demir parmaklıklardan özgürlüğe bakar gibi
bu çevremizi saran hak çizgisinin
ötesi özgürlük..berisi de hapis görülüyor böylece!
oysa tam tersi
hak sınır tanımamaktır asıl zindan
hak sınır tanımaksa özgürlük
bırak o halde hakk sınırında durup haksızlığa bakmayı
dön sırtını sınıra özgürlüğe selam ver
ve iyiliğe doğru adımlan
yap haydi yapabileceğin en büyük haksızlığı
mesela tüm evenin 
zevklerini tatlarını sahiplen
doyacak mısın peki?
elbette ki hayır!
asla doyuramazsın arzunu
ya iyilik yapmak?
 
-işte şimdi 
şu an
tüm bunları anlatırken bana
her genç kızın ,oğlanın
her gencin yaşlının
her otuzbeşliğin başına gelen o;
"aa ben bunu yaşamıştım!" hissine kapıldım
ve bu kapıldığım akar beni
sürükledi sürükledi derin bir 
düşünce denizine döktü..
öyle de bir daldım ki ;
ta iliklerime kadar yüzmekteyim şu an..
kulaçlar atıyorum  :
'yoksa bu olayların değil de
onların yaşamasıyla oluşan
duyguların bir yakınlığı ve benzerliği mi?' diye..
-kesinlikle ..
'nin gereği bile yok ama 
boş torbayı kim taşır ki?
bu yüzden doluyor işte şu etten torbalar
eve varınca bakılacak
açılacak torbalar..
"ne toplamış bakalım ,neler var içinde?
umarım tezatlar çıkmaz verdiğim listeyle"
diyecek 
ve alacak torbanı.. serecek getirdiklerini önüne birisi
birisi .._evet o gerçekten de birisi..
ama kime göre birisi?
işte asıl önemli sorun budurda yatmakta
asıl döken budur işte zift gibi saçları
ve döküldükleri defterleri 
var olduğundan beri birere şahesere çeviren
dünya defteri..
mesela şimdi sen
benim için nesin?...birisi
hadi git bir de bunu sor parmağına
ya da tırnağına ya da hücrelerine!
biri çıkıp bunlara birisi dese
sen mi bu lafı üstlenirsin yoksa onlar mı?
yoksa hep bir ağızdan:
"hepimiz birimiz birimiz hepimiz.." diyerek
ağız birliğine mi gidersiniz?.._
ve o torbada ki duygular
notalardan oluşmuş birir bestedir her biri
her yapılan iş ve yaratılan olayla 
tokuşurken maddeler
sallanır da teller
o tellerin hareketiyle de bu yaşam sazından
notalar çıkar ve birleşir
besteler doğar..
ve sürekli bir şekilde..durmaksızın
hareket durmadıkça
bereket bitmedikçe..
şunu da bil ki ; duygulu insanlar  sık rüya görürler
yani sazımız boş kalmıyor anlayacağın
ve benim de rüyasız geçen uykum olmadı hiç
ne tuhaf değil mi?
örneğin :
karşında bir insan yürüyor ...ona "do" diyelim
bir kuş ötüyor tepende..o da "si" olsun
         içtiğin sigara .."re" dumanı da .."fa" olsun
şimdi bu yaşadığın do-si-re-fa bestesine 
tekrar kavuştuğun bir gün 
"aa , dersin ben bu filmi görmüştüm"
ama film değil demek istediğin bestedir aslında
çünkü farkedemezsin tınıların gerisini
tek anlayabileceğin;
duyacağın tonlar ve frekans aralığı..
tıpkı birbirini tavaf ederken 
tüten dalgalar gibi..
-sanırım gökadalardı kastettin?
-hayır tüm evreni..tüm varlıkları
-ne ilginç bir şey değil mi?
her şey bir şeyin etrafında
 oda başka bir şeyin
ve o da başka bir şeyin..
ve belki de son noktası Tanrının "ol" nidası..
yani duran hiç bir şey yok aslında
hem kendi aleminde hem dış aleminde..
ki söz edilirken böylesi bir durumdan
kütlesi oluyor ilk akla gelen
sayısıyla ölçülüyor barındırdığı zerrelerin
hızı hesap edilirken..
aynı bizler gibi koca bir pamuk 
süslensen de püslensen de
ne değerimiz kalacak tartıya çıkınca?
iyilik kütlesi fazla olan mıdır
kötülük hacmine karşı galip gelecek
bir kaldıraca binseler?
ve neden 
neden durmaz bir türlü 
sürekli oynuyor
bir kötülük galip bir iyilik
tamam anladık dünya döndüğü için
baskı yapamıyor çokça..
ama bu kadar da hızlı olur mu hiç hareket?
-ona çünkü dön denmiş
ve dönüşe adanmış çoğu baskısı
ve böylelikle diğer yönlere
bir baskı uygulayamıyor k, baskı görsün 
yaptığı hareketlere
-peki bunca hareketin gereğin nedir ki?
zaten belli değil mi kaderimiz?
hem kader dedikleri nasıl bir şey ki
binlercesi kafalar ütülenmiş giydirilmke amacında,
ve sokulmak maksadıyla o kılıflara?
anlat
-anlatmamaya bile değecek 
anlatılmazlığı bulunuyorsa da
yazılıyor muyuz yoksa okunuyor muyuz şu anda?
bir satırı ziyan etmişsen de
düşünmene fırsat için
nasıl çıkmadıysan buna rağmen içinden
işte kader dediğimiz de böyle bir çıkmazın yüklendiği harflerdir işte
-yani sigara gibi..nargile değil?
-evet ve şu:
durumumuz,konumumuz ve zamanımız
bizi biz yapan kişilerce belirlenir
-dese deiçimiz dışımız izafiyet dolmuş
-sen zaten var mısın ki
olsan dursan bile bir kitapta
okuyanlar olmasa
  ya da akılları ya da gözleri?
-sigara dedin de aklıma geldi:
bahsettiğin bu duygular 
ne zaman varıyor anlam ocağına?
gidişlerimizle mi görülecektir 
nargile gibi,
yoksa şu an tütüyor muyuz
şu parmaklarındaki gibi?
zivanamız kalana değin duracak mı şarzımız?
birleşmeye mi çıkıyor tüm eylemler
göğün sırtında
bir bulutun bahtına,
varmak için onunla,
yağmak için bir tütün bağına,
tütmek üzere bir daha?
şu tütüşüne de bak !
kıvrılır durur rast(!)gele
bir yanı sağa dönüyor ..diğer yanı sola
tek bilinen yönleri ..hedefleri
ve yukarının kurtuluşluğu
yoksa kim bilebilir varacakları kütleyi?
aralarındaki bu kısacık görünen
önemsiz sanılan kıvrımlar
upu uzun mesafe olacak
cennet ya da cehennemle arasına girmiş olan
birisi ekvatora düşerken 
kutuplara düşecek bir diğeri
ve yeniden..ve yeniden..
-hayır!
böylesi bir 'rast' lık yakışmazdı ona
alemler bağlanmışken en ufak kıvrımına
her hareketi ..her kütleye
önce bir lamba yanmış kızıl ötesinde
o "dur" demiş bilince
"dur" demiş algıya,
kurup evreni dilerken..var olması üzere.
ve sonra bitimiyle
 bu yaşanan serüvenin
"git" demiş ,düşün
ve ver bana duygularını
ver bana tatlarını 
ver bana her soluduğunun anlamını
bana duyur sevgilerini 
bana duyur özlemlerini,
benim için yap her yaptığını"..
"gerçi istesen de istemesen de
zaten yaşıyorsun yiye içe..
farkındalığında yap yeter her işi
adıma yaptığının"..
dedik ya: "işte Tanrı bu yüzden
en büyük duygu
tüm duyguların sahibidir" diye
tapın bu yüzden Tanrıya!
yaşayıp yaşatmalısın bu duyguyu aleme!
ki unutma,
her varlığın bir kümesi
ve her kümenin de mutlaka
bir çekirdeği bulunur içinde..


her şey beyninde saklı
  her şeyi bilen beyninde
tüm formüller ve hikmetler 
seni bekliyor bir köşesinde
gizlenmiş de korkudan
kendisine el atacak bir yiğit bekliyor
güçlü ..çetin...cesur..
ve kararlı bir istek!
istiyor ki istensin
ve doğsun da bir bahara gözleri
yağmur yağmur yeşersin 
ve var oluversin o anda yüce bir lokasyona..
gurur duyduğunu söylesin tüm dünyaya
varlığıyla varlıklara
varlıklar katmasıyla...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder