sevdevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevdevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

kısa kısa dizeler..

topuk sesimi duyuyorum 
 bulutlar paramparça!
ayrılık sonu sessizlik
 “dinin” dedi
 göz yaşıma
ne bir şimşek kaldı sonra
 ne balık kaldı sudan çıkan 
baş kaldırdım acılara
sensiz soluk 
 koymuyor artık..

**************************

ben men diye bir şey yok 
 aslında her şey sen!
yorgunluğun tahammülü çaydan,
dert ömrümün ümidi 
 ne olsun ki senden başka ne?
yokluğunda zehirler salar
 en feyizli çamlar bile!
ey feryad-ı ızdırabımın 
 icabetgâhı!
beni sensiz bırakıp da
 darağaçlarına koma!

*************************

yazmasına yazacağı 
 çok şey vardı bu doğru
tıpkı var olmasına var olacağı gibi
fakat sırtında yüklenmiş
çaresizlik bahtı
alnına kazılmış tutsaklık yazgısıyla
o;mürekkepsiz kalmış 
 bir kalemdi tek cümlede..
olgunluktan mahrumluğu
 mahkûmluğuydu otluğa
ne kadar tatlı gelse de o tüttürülüşleri
hayattan anlamlar bulmaktı
 asıl ona keyfi veren

****************************

düşünmem gereken
o kadar çok şey var ki 
senin dışında 
ama karar için çırpınırken 
bir o yana 
 bir bu yana
bir de bakmışım yeller
yine sürüklemişler beni
ve yine atmışlar senin
 o nankör koyuna!

************************

Seninle var oldum Seninle
ne bir öncem oldu Senden
 ne de bir sonram..
nasıl olur da korkmaz insan
 bilmediği bir şeyden?
tanımadığı bir yüzden
 duymadığı bir sesten?
düşümde bile rastlamadım ki
 sensizliğin s’sine!
“sensizlik de neyin nesi?”
 sorusu bile çok saçma!
Sen ey benim tek öncem! 
 Sen ey benim tek sonram’
Sen her şeyim her anım!
 ey çok yüce Tanrım!

**********************

bir ucumu bağlamış 
 tanıştığımız yıllara,
sarmış diğeri ucumu da, 
bir aşkın burgusuna
ve çevirip sonra da hasretinle
 germiş de germiş 
ve almış sonra da eline 
bir güzel afiyetle,,
 beni çalıyor kader
 beni çalıyor kader..

*******************************

niyetin varsa gerçeğe
uzak değildir doğrular
ama unutma ki; her zaman 
pusuda bekler yanlışlar

***************************

dahi..zeki.. bilmem ne!
 bırak bu paspal tarifleri!
daha üstün sıfat mı olur
 senin aşığın olmamdan?
yok kleopatraymış
 yok kraliçe tamaraymış..
güya o; aşıklarıyla ün yapmışlarmış
inan bana hikaye ..
yalan hepsi yalan!!
ben ki; aşıklar aşığı
 seni oturttum o tahta 
ve ömrüm boyunca da
 indirtmeyeceğim bir daha..

**********************************

yüreği amaçlar
mantığı sebepler doyurur
 o halde bırak sen nasılları 
 hep nedenlere yorul

**********************************

Tanrı ile şeytanın
 iletişimidir insan
ya şeytanın edeceği 
aşağılık bir sövgü
ya da Tanrının vereceği
 görkemli bir cevap!

*******************************

şu aynanda gördüğün 
 ne kadar sense
işte o kadar sendir
 şu büründüğün şey de..

*************************************
bir an için hayatın 
hep istediğin doğrultuda
 sürüp gittiğini düşündünsene..
ah! ne süprizler ..sevinçler
 ne ümitler .. hayaller 
 ne azimler ..zaferler 
ne duygular titreşimler
yok olup gitmişti şimdi

*****************************************
yazdıklarım alkışsa da
protestodur 
 tek sebebi!

****************************************
ders işlediğimiz bir sınıfta..
içimizden bir kaçının
haylazlık yapması,
ve öfkelenen hocamızın
 bizi tek tek tahtaya
kaldırmasıyla
işte bu ömürlük sözlüye
 kalkmış olduk böylece..
boy boy tebeşirler 
 dağıtıldı her birimize
sıralanmış soruları 
 tek tek çözelim diye..
ve sıralanan bu sorular 
öyle de sonsuzdu ki;
sınavdan tek çıkışımız
 tebeşirin bitişiyle..

******************************************

yitiriyor insanlık
el becerilerini
beyinsel aktivitesi artıp durdukça.
nice teknik aletler 
araçlar üreten aklı
artık eline su dökemiyor 
 sokratının , mozartının ..

*****************************************

evet doğru..
benim gayem;
sayılarla sözleri,
 rakamlarla harfleri,
 matematikle felsefeyi 
 örüp örtüştürmek,
sonra da çıkacak o kumaştan
 kutlu bir fistan dikmek,
ve şu tarifsiz düşlerime
bir kılıf edinmek ..
yani Tanrı ve gerçeklerini
 aleme belirtmek ,
akıl almaz yüceliğini 
 kıtlıklara göstermek..

********************************************

ah şu kıçımız ki ..
kaçımız yapmakta
 onun yaptıklarını?
bir icadını daha 
 koklatırken hayata
biz neler sunuyoruz
ömrümüz boyu
 düşündünüz mü hiç?

***************************************
hislerimiz için
bir üretim yeri vardı 
 beynimizde
maddi dünya ile 
ruhsal dünyamız arasında
 bir iletişim yolu
peki kimdi aslında
 bu yaptıklarımızı yaptıran?
öyle ya ..
o; kör nokta denen
 karanlık yere gelen 
sinyallerle yaratıyorduk ..
 her algıladığımızı
peki ya 
ters yöne bir işlem
 nasıl mümkün olurdu?
yani ; o kör noktada doğan
bir dileğin,
sinyale dönüp
görüntüye dönüşmesi?

****************************************
 üretmelidir her insan
müzik,dans,
resim,şiir,
fizik,kimya ,biyoloji
ve tabi aynı zamanda 
tüketmeli de bir taraftan
o halde..
ne mutludur o ;
 tükettiği..ürettiğiyle
 denk olan canlar!

****************************************

önemli olan Tanrıya 
 zorda iken değil
mutluluklar içinde
 sevinçle sığınmak!

***************************************
başta bütün alem
 insan için vardı
sonra ama yavaş yavaş 
büyüdükçe büyüdü..
kol attı 
 boy attı 
 ve bir yetişkine döndü
ve gün gelip sonunda
öyle bir hal aldı ki;
artık alem ona değil
 o alem için var!

*******************************************

düşünüyorum o;
”düşünüyorum öyle ise varım”ı 
bir tüttüren elimin
kalem tutan diğer elimden 
çekip götürmesiyle
yırtmış bezmişliğini
 sonsuzluğa kuyruk
 tatlı bir merakla..

***************************************

açılacak göz kapağın 
 yumulurken gök
bağlanacak ellerin
 yarılırken yer!

*****************************************

ne zaman var olacak o;birlikteliğimiz
ne zaman doğacak 
 o ;kutlu çocuk?
oysa ne hayaller taşıyor özleminin tek soluğu 
nöbet tutuyor gelişine 
 bak dikivermiş dağları
kıpırdamıyor yerlerinden 
 tutsağılar o ânının!

********************************

oltasıyla O ;Tanrının kullar tuttuğu
zarar veren zararlara bir çapariyim ben
bir tuzaktır çapari
 hep balık avlar kendine
misinesi doğruluk.. Tanrı tutar sapından
çıkarmak üzere onları
 bir kutlu ziyafete

*************************************

anlanmadığımı biliyorum
sizler için değil zaten,
ben nietzsche’yi anlayanların 
torunlarına yazıyorum..

************************************

yazdıkça atan
 adımlarım
doruğa doğru çıkmak için
sis duman
 bulutlar gölgeliyor gitgide
önce ayaklarım 
 sonra bacaklarım
 derken belim göbeğim
 bak işte şimdi neredeyse
 yazdıklarımın yarısı 
 puslanmış bir halde..
ve böyle giderse yakında
ben bile okuyamayacağım 
anlayamayacağım kendimi..

***************************************

o;düşümdeki ali’ler ve veli’ler de kim sanki?
 aklımın ve kalbimin birer parçası.
hepsi de aslında ben değiller mi?
ben de bir kimsenin düşündeyim belki de
ve ;o kimse de yine
 belki de benim düşümde?

*************************************

anlamaz mıyım sandın
 bedeninin dilinden?
ne yapmacık bir surat
 şu bana kal diyen!

**************************************

her şeye karşı 
 her şeye
 bir sana değil!
çiçeğe,böceğe,ruha ,maddeye
her söze ,
her duyguya
olan mesafem 
onlara karşı duyduğum
 arzuyu da ölçmekte..
bu yüzden işte bu yüzden
uzaklığım arttıkça..
 mesafem çoğaldıkça
arzum da artıyor isteğimde
her şeye karşı
 ama her şeye..

************************************

farklı bir şey yapmak
şiir alanında
denenmemiş bir şey olsun..
ney mi örneğin?
yazarak değil de silerek yazmak mesela
nasıl mı?
önce ağzına kadar dolu bir sayfa alıyorsun
sonra anlamlanacak şekilde 
 cümleler, sözcükler
hatta harfler siliyorsun
 ve bir şiir çıkarıyorsun :)

***************************************

ve anlamıştım sonunda;
gökyüzü mavi
 insanlar kahpeymiş!
yaş: 70 
 yıl: 2050 ler

*************************************

yüreğimin genişliği 500 milyon kilometre 
ama kaygım sürüyor
ya yarın sirius’tan 
 birileri gelir diye ..

**************************************

bir böcek gördüm 
biraz önce..
çırpınıp duruyordu suyun içinde
bir çöp attım kendisine
 tutunsun diye
ama o:”bööğ! dedi ,bu da neyin nesi?
 ben çöpçü mü sandın yoksa sen beni?”
heyhat! heyhat!
 şu tavrının aptallığına da bak!
senin niyetin ne ,onun dediğine bak! …
 nıç nıç nıç! 
aman neyse 
 boşverelim şimdi
 boşuna hatırlatmayayım
kendimi 
 O;Birisine ..

*******************************************

aşkım
bir tanem
şimdi daha iyi anladım
 seni neden sevdiğimi 
evet ..görme engelliler 
neden güneş gözlüğü takarsa
 işte o yüzden 
sadece..

*****************************************

kesmek istiyorum tırnaklarımı
ama işte uzamalılar önce..
tabi uzatabilmeliyim bunun için de
peki uzatabilecek miyim 
 bir gün de vaktinde gelip 
 tırnaksız bir mideme
 yüzün görünecek de?

***************************************

meğer sen ve 
 tüm mutlukların da
tek kaynağı benmişim 
sevgilim..
artık bulutları okşuyorum
 saçların yerine!
 
*******************************************

hiç bıkmadan 
 yorup duran
 şu nazların yok mu? 
 ..ey aşkım, sevgilim
öyle dolmuş ki; kalbin
 tık nefes olmuş halde 
bu ;doyumsuz aşkımla
şöyle bir kaç lokmacık 
 okşamaya kalksam
hemen başlıyor hemen
en şımarık tonlarında
 böyle hıçkırmalara..

********************************************

her şey bir yana da 
 sevgilim..papatyam
sen şimdi çekip gidersen
 kim keseleyecek sırtımı ?

****************************************

bak çökmüş yine cezbelerim
 tüm tazyiğinde
bense ,her organı.. 
her bir telinde
notalar pisliyorum 
 bir gitarın üstünde
coşkunluğun arşında
kopmuşluğun tözünde
tınlardan tonlara 
seslerden sözlere
soyunmuş da şefliğine
 kutlu bir konçertonun..

******************************************

biliyorum ki şimdi;
“sen gelemiyorsun sevgilim 
bari ben geleyim” 
 desem
“gel sevgilim gel yeter ki;
çiçekler açarım gelişine
 kolum, kucağım diye
rahmet dökerim gözlerimden
 gözyaşlarım diye 
ayı da ondörtlerim
yüzümde parıltı diye”
 diyeceğini ..
de.. 
işte
diyemiyorum 
 demek istesem bile..

*******************************************

O’na sığın papatyam 
 yalnız O’na!
O ki;
yer ile gökler gibi
 yarattığı seni de
çok daha iyi tanıyor senden
çünkü şifaların da sahibi O’dur
 yarattığı dertler gibi
O’nda bul sen çareyi
ki; O senden daha da sen!
O’na teslim et kendini
 O’nu koy kendi yerine
ve öyle solu hayatı
da gör bi’gör meğer 
ne çiçekler açıyormuş
 o;dert bildiğin dikenler
ne kucaklar açıyormuş
 düşman sandığın yürekler..

*******************************************

küfür kalır yanında 
 “güzel “ demek sana
söner bütün yıldızlar
 bir görünsen bahtıma..

********************************************

ayaklarına ıssız kalmış 
şu döşemelerim
sildirmiyor lekesini
 en ufak bir izinin

yolunmuş kanatlarım

 yolunmuş da tüyüm kanadım
şu hasret sürgünün de
nasıl yaşarım artık ..söyle haydi nasıl?
gökte süzülen biri için,
ne farkı var ki yürümenin
                     yerde sürünmekten?
ah! o;bulutlar üstünde
             hiç bıkmadan uçan ben
bir an olsun iner miydim böyle ...yeryüzüne?
ama şimdi sürüm sürüm
 bir sürüngen rolünde
   vurgun yemiş her zerremle
                 kalkmaz olmuş başım bile!
ama yine de..evet yine de 
varmışsam da böyle
              ızdırabın en dibine
korumaktayım ümidimi
zayıf da olsa ufakta olsa 
eksik etmedim hiç bir zaman 
                       bakışlarımı ufuklardan 
ki;bunun kayalar gibi de
         bir yarılmaz temeli var
şu kavurucu günlerimde geçmişsin de karşıma
hep çağırıyorsun beni 
   dalga dalga seraplarla
   tek adı var gerçeğin
                        her şey seninle bezeli..

kus geri ver beni!

hayat yine akışında
bense sürüklenen ...peşinden
aşkının gafletinde
seni düşünüyorum bir tanem!
yürüyordum öylece ..
önüme dahi bakmadan
bakamadan ,bakınamadan
 baksam bile o gözlerimi 
               kamaştırmış varlığınla
şimdi bu yokluğunda
                      kör olacağımdan..
en azgın frekansım bile
geçemiyor ki ötene 
 hangi mutlu sonum söyle
tatmin edebilsin beni,
O sonsuzluk dalgası..
bak açmış kollarını 
beklerken arsızca 
okşuyorken bağrımı?
kalemi olmuşken en kutlu, altın mürekkeplerin;
 ne süngeri var ne silgisi, 
                     o; düzenbaz harflerin!
bu şimdimin o geleceğime;
"arayacaksın arayacak!
biz az mı aradık!"
demesinden başka
bir şey değil ki zaten
bu çekip gidişlerin
bu defoluşların böyle!
şu halde kulak ver bana:
o sevdamız senin için 
bir eğlence akşamıysa
kus hemen !
geri ver bana 
       sömürdüğün her şeyimi!

yok et beni

 

üzgünüm ..
sen de olsan 
bu olacaktı yapacağın 
başkası değil!
hem neden katlanaydım ki
kalmamıştı ki zaten 
sana karşı bir sevgim,
acımı çekseydim yani,
isteğin bu muydu?
..bir de aşığım diyorsun!
"senin için ölürüm" 
bilmem neler!
           diyorsun
bak yine söylüyorum
eğer beni 
gerçekten de seviyorsan
ne olur diyorum ne olur 
artık beni sevme!
beni görme 
duyma ..
sorma,bilme ,düşünme!
inan ki peşimi bırakmandır
 bana yapacağın en iyi şey 
yeter !
yeter artık sıkışmasın ..
tokuşmasın bundan böyle 
ellerimiz
gibi titreşimlerimiz de!
yoksay beni 
yok!
yok bil 
hatta istersen 
             yok ette!..

kalemimin hışırtısı

 

hani şu elimdeki 
kara kalemden 
gezinirken sayfalarda 
çıkar ya bir takım 
hışırtı sesleri
işte o hışırtılı sesler
nice gündür,epey zamandır 
hep seni çağlıyor seni..
bak yine o sesleri 
neler işittirecek de bana 
ve gezindikleri sayfaları
eline almanla sana da
okuyacağım ben de
"ey  mutluluk düşüm
tatlı hülyam
bil ki; en bitkin ve kapılmış adamın 
düşündeki kuğular bile
senin vereceğin 
huzurun 
kılı bile olamaz
aşkım 
bir tanem
benim tatlı kumrum ..
parçalasam şu sana olan
aşkımı 
un ufak etsem
ve saçıversem toprağa 
her bir tanesinden 
inan misk kokulu 
güller yükselir
dur ama
dur
öyle bir gül ki öyle;
kokusuyla haykırırken
"sev","sev"diye bana
 dikeniyle 
sokar beni
azap sürgünlerine
battığı yetmez hem de
batırır da beni
gömer toprağa!..diri diri

korku kasıntılarında


Ve yine bir gün hatırlıyorum da:
"Acaba ne cevap verecek? 
O, ne diyecek şimdi bu yarı ilân-ı aşkıma?"
Merakları ve de endişeleri içinde
 öylesine de kasılmış bulmuştum ki kendimi.
Gözüm kulağım telefonda, beklerken
 o sevdiğimden gelecek olan mesajı...
O an anlamıştım işte;
 onu ne denli hiddetli ve şiddetli bir biçimde sevmiş olduğumu.
Pek tabi ki; kendimi
 telkin üstüne telkinlerle avutmaya çalışsam da...
"Ya.. bekle biraz daha,
 belki de yazacak daha henüz fırsat bulamadı.
 Bak şimdiye dek attığın her bir mesajı da
 en alâ bir şekilde cevaplamamış mıydı?
 Ki onlar içinde de yine az da olsa ona olan hislerini
 çaktıran mesajlardı biliyorsun"
Gibicesine gibicesine bir takım telkinlerle..
Ne var ki bu seferki çok daha yüksek bir tonda
 ve çok daha açık bir şekilde ele veriyordu niyetimi.
Resmen onu dilediğimi haykırıyordu resmen!
Ki ben bunun zamanının artık geldiğine inanmış 
ve işte bu inancımın verdiği cesaretle de, 
ve tabi buna yine endişelerim de eşlik edince
 ufaktan bir tezgah kurmayı planlamıştım kendimce.
Evet... O gece dostum Murat'ın evindeydi kendisi de.
Bense onlara katılamamış ve evimde takılıyordum öylece.
Şans bu ya; o an Murat'ın telefonu da
 açık olmayınca demiştim ben de kendime:
"İşte sana fırsat, sakın bunu kaçırma!"
Ve de bir video çekip bunun ardından 
gönderivermiştim böylece onun telefonuna,
 güya dostum Murat'a iletmesi bahanesiyle.
Evet videonun içeriği yaptığım bir danstı
 ama onun asıl olayı bunun da ötesinde;
Efekt olsun diyerek çalmakta olan müziğe,
 sürterek ayağımı dans ederken 
o;zeminde çıkardığım sesler.Ve bununla da
 tek niyetim, şunu yazabilmekti o paylaşımın altına da:
"Murat'a ve dostlarına ve murâdıma gelsin..."
Evet işte onu böylece de "Murâd" ettiğimi anlatmış
 ve aşkımı da fısıldamış olacaktım bununla.
Ama olur da aşkıma reddi tepki verirse de
 hemen kıvırıp diyecektim:"Ya sen yanlış anladın,
 benim orada bahsettiğim o 'murâdım'dan kastım,
 dans ederken o müziğe kattığım efektlerdi."
Ve bununla da sıyrılmış, kurtulmuş olacaktım 
olası bir rezillikten.
Ne kadar da kurnazca değil mi?
Ama ne var ki; iki saat geçmiş
Tikler maviye dönmüş, ama hiç bir cevap gelmemişti.
Sonunda daha fazla dayanamamış
"Yeter ya! Ne olacaksa olsun!
 Bilsin artık onun için neler hissettiğimi!"
 demiş Ve hemen ardında da
 şunları yazıp göndermiştim kendisine:
Ah! Öylesine yoğun ki şu ruhumu saran esintin
Ayaklarımı yerden kesen kasırgalarla bazen
Kaybediyordum da kendimi..  senin dışında
Ne bir yer görebiliyordum, ne bir zaman paresi!
Ki şu esaretim; sesin çıkmıyor ki kulaklarımdan
Prangası gözlerin de gitmiyor ki gözlerimden
Nasıl çıkayım azadlığa söyle hadi nasıl?
Var mı seni aklımdan silebilecek bir silgi?
Var mı gönlümden sökecek bir sökücü?
Yirmi yılı aşkındır pas tutan şu kalbime 
Aşkı sokuşturan sen!
ve Yine on yıldan beri kireçlenmiş şu parmaklarıma da
Kalemi tutuşturan sen oldun sen!
Bak şimdi fışkırıyorlar da böyle satır satır cümle cümle 
Ve diyorlar ki sana o, taa en derinden:
"Olsun be! Olsun! İnan ki varsın ve olsun!"
Yeter ki o melêekî ruhun ruhumu hep okşasın dursun
Ellerin ellerimi tutmuş ya da tutmamış
Yanında olmuşum ya da olmamışım... Ne önemi var ki?
Hatta Bırak!
Bırak da bu hallerim beni yerden yere vursun da
Sen sakın ola bana acıma bu çektiklerim için!
Belki de bu acılar olacak beni kurtuluşuma kavuşturan da
bir kutlu doğumum için sancım oluyorsun belki de..
Öyle ise sen artık öğün...
Ve sen artık sevin ki
Adın geziyor gökyüzümde
Ve kalacak da hiç düşmeksizin
Sonsuza değin 
öylece..

sıfır beşyüz kırkaltı


sıfır beş yüz kırk altı
iki yüz yirmi altı
yirmi dokuz yirmi bir
ah şimdi 
nerededir?

bir zamanlar belleğimde
en görkemli yerinde
bir sevdanın şifresiydi
başlığıydı her anımın
yankısıydı tüm dünyamın

umudumun  ışığı
şimşekleri çaktırandı
ve ardından
 rahmet yağar
filizlenmeye can atardı

ne ümitler yağdırırdı
onunla fidanlar yeşerir
ne duygularım açılırdı
ne tonlar tonlar boylanırdı
hayatıma renk 
renkler katardı

ah ! ama son gelişi 
o son gelişi çoook farklıydı
ümitlerimi yerle bir etmişti 
ki; bu sefer ki bir seldi
bağımı bahçemi yıkıp geçmişti
 

ağlayan çocuk

  gece çıkar sivrisinek lezzet avına
demir atmış yüreğimse
o;doyumsuz aşkına.
ki; beslendiğim o geceler ..sırf aşkınla da değil
her şeyinle doyarım senin her şeyinle!
yaşların da vardır meselâ  
mutların yanında
oluk oluk..
ve o; iki pınar arasında 
kırışıklığa doğru 
solmuş benzimin ..az üstünde
bunlar yazılıdır her zaman
             kalkmayacak ömür boyu
ölmeyecek de ölmeden
içi kavrulan 
           dışı ağlayan
                    bu yâdigâr çocuk !

aşk toprağım

  su da var buralarda 
güneş de var saçak saçak
nice baharlar da geldi 
okşadı da
o bereket meltemleriyle
ama ne fayda ki döküldü de çiçeğim yaprağım
                                         ben kurudum yine..kurudum yine
uzağım da senden  ey sevda toprağım,
ne verecek ki köklerime 
hasretliğindeki bir çoraklık
                       acı ve dertten başka?
oysa  onca eğitildim ,ilaçlandım,bellendim,tembihlendim
                                            gübrelendim ..öğütlendim 
                                                                ama boşuna
korku kuruları kemiriyor inan her yanımı!
ümitsizlik içinde 
 boğuluyor da köklerim
köklerim işte 
bu yüzden
kuruyor köklerim
               kuruyor köklerim
                     ah kökleriiim kökleriim

aşktan söz etme bana!

hayır!
aşktan söz etme bana!
bilmez miyim kahrını?
bilmez miyim derdini? 
bilmez miyim bir tadımlık lezzetiyle
ne acılar yedirdiğini?
zehir mehir ne bulduysa ..mideme tıkmasıyla,
tüyü bitmemiş duyguları
tek tek yoluşunu sinemden?

hayır!
aşktan söz etme bana!
bilmez miyim talanını?
bilmez miyim dümenini?
bilmez miyim bir çift gözle
bağrıma soktuğu hançerleri?
incecik bir dala çevirdiği
koskoca gövdemin
nasıl da eğilip büküldüğünü ufacık bir esintiden?

hayır!
aşktan söz etme bana!
bilmez miyim tutsaklığını?
bilmez miyim hasretini?
bilmez miyim o kısacık anlarıyla
     ne yıllarımı tükettiğini?
hasretinde bir saatini
aylara döndürmesiyle,
beni nasıl da farksız kıldığını bir esirden?

hayır!
aşktan söz etme bana!
bilmez miyim çıyanlığını?
bilmez miyim ihanetini?
bilmez miyim üç kuruşluk menfaatine
ne satışlar yaptığını?
kaşıkla verdiği mutluluğu
kepçe kepçe almasıyla
neler neler çaldığını şu zavallı ömrümden?

hayır!
aşktan söz etme bana!
bilmez miyim sarhoşluğunu?
bilmez miyim cezbesini?
bilmez miyim kadeh kadeh 
içirip durduğu zehirlerini?
duygularımı meze kılıp
hem harcayıp bu dünyamı
hem de gafil edişini öte alemimden?

birdirbirlerimiz

 ekmek parasını uğruna
    yem olmuşken gündüz
ben ve gece bir olmuş 
               atlamıştık üstünden..
sonra tekrar gündüz
sonra tekrar biz
           esareti ,
        coşkusuyla,
doymamış .. usanmamıştık
        bu birdirbir'lerimizden..
           esareti ,
        coşkusuyla,
doymamış .. usanmamıştık
        bu birdirbir'lerimizden..

peki;"neden şimdi
        ben hep geceyle?"
                       öyle mi?
bak bunu kimler bilmez 
                      bilir misiniz?
    onu tanımayanlar!
peki onu kimler tanımaz bilir misiniz?
            sevgilimi göremeyenler!
peki nasıl göremezler 
             bilir misiniz?

batarlar da o ;batan
           güneşin ardından
yatıp kalkamazlar da çorak yataklarından
gömülüp kapanırlar da
karanlığa
      onsuzluğa..


evet..batarlar da o ;batan
           güneşin ardından
yatıp kalkamazlar da çorak yataklarından
gömülüp kapanırlar da
karanlığa
      onsuzluğa..

yani; onun ekranı yoksa,
    geceleri de açmıyorsa ,
        chat.net'e de girmiyorsa
    nasıl görecek
  be adam!

çık dışıma da

 bugün ,
hiç tutulasım gelmiyor 
sana nedense..
ve öğrenmek istiyorum sebebini
yoksa sıkıldım mı artık ,
hep aynı yerden durmandan?
o halde
çık da bir anlığına 
kalbimdeki tahtından
dışarıda da göreyim seni
     dışımda
o bensiz halini
görmek 
tanık olmak 
tarafsız bir gözle
kıyaslamak istiyorum..
belki de 
daha yücesin oralarda
belki de tersi..
ya bir sandalye üzerinde,
bir koltukta,
bir yatakta
ya da
bulutların üzerinde bulacağım seni
bir zümrüt tahtında,
alımlı ve coşkun
ve iç yakan hazzınla..

duyumsuz aşkımız

 iki bilinenin arasında bir bağ kurulmadan
ne o bilinen bilinir
ne de bir başka bilinen..
o bağ ki bir köprüdür varılacak varlığa
var olamaz hiç bir bilgi 
o köprüden geçmeden!
insan ancak görerek ,
duyarak,hissederek
yaşadığı ve paylaştığı 
ve kavradığı bilgilerle 
iletişim kurabilir ..duygular salabilir
göremediğim bir rengi,duymadığım bir sesi,
ve hissetmediğim bir hissi 
anlatabilir misin bana?
nasıl anlatabilirsin ki?
ne diyeceksin örneğin;
"mavinin şöyle biraz 
kahveye çalanı" mı?
ya da : ""dodiyez"den bir tutam
üstüne de biraz "mi" ekle" mi?
yani boşuna uğraşma
anlatamazsın kimseye anlatamaaz!
kimse duyamaz bu aşkımızı
bizden başka
          aşkım!

yazan da senmiş yazılan da

 kalemimin ucunda
            bir parıltı gördüm
hiç aklıma gelmedi Seni yazacağım
sokaklarda aradım 
        satırları taradım
                    hiç düşünemedim sen olacağını..
senden geliyormuş meğer 
bu topuk sesleri
bense yürüdüğümü sanıp
                 gurur saçtım her tıpışta
meğerse tek yaptığım 
             tutunmakmış kalemime
yazan da senmişsin aslında
        yazdıran da
                yazılan da..


seni sevdiğim kadar

 -güneş değil mi?
-hayır! ışığı söner!
-okyanus mu?
-asla! bir damlasına yetmez!
-peki ya çığlık?
-hayır! sessizliğe benzer!
-hayat o zaman?
-kat'a! ..mezarlığa döner!
-öyle ise ne kadar
ne kadar seviyorsun beni?
- seni 
seni var ya seni
'seni sevdiğim' kadar 
seviyorum seni !

meyvelerim dikenlerim

 o değil de..benim
  merak ettiğim;
şu içime atıp durduğum;
bunca dert ve keder,
ne olacaklar sonra?
bir gün bir uyanış sonu
terleyen kalbimle
çıkacaklar mı gün yüzüne?
varacaklar mı bir gün,
bir duman sonrası
süzülen damlalarla
bir şikayet makamına?
dilimi yerden yere çalıp sayacaklar mı çektiklerini?
tutup sonra parmağından 
gösterecek mi çektirenleri?
bilmiyorum ..
ama..
hayır hayır!
bu çok anlamsız!
boşa çekilir mi bunca cefa?
boşa koşulur mu yem peşinde?
boşa mı yeşerdi bunca fidan?
bir gün çıkmayacak mı meyvelerim ,dikenlerim?
yaptığım iyilikler..
sırt döndüğüm suçlar?
bakıp yüzüne tükürürcesine gülüp geçtiğim zevkler?
rest çektiğim konforlar ,, onayladığım güçlükler?
baş kaldırdığım korkular,,çarpıldığım cüretler?
dilendiğim haraplıklar,,sırt döndüğüm güzellikler?
yeğlediğim yozluklar,, hor gördüğüm rütbeler?
aşk verdiğim saflıklar,,iğrendiğim hinlikler?
hayır!
hayır!hayır!
kesinlikle hayır!
biliyorum ve inanıyorum..
hem de ta yürekten;
dürülecek defterim bir hazanın gelmesiyle!
ve toplanacak üzerimden 
tek tek bütün meylerim 
yapraklarım ...dikenlerim ..
serilecek bir standa
ve tüm hasatlıklar gibi
satılacağım bir pazarda..