Ve yine bir gün hatırlıyorum da:
"Acaba ne cevap verecek?
O, ne diyecek şimdi bu yarı ilân-ı aşkıma?"
Merakları ve de endişeleri içinde
öylesine de kasılmış bulmuştum ki kendimi.
Gözüm kulağım telefonda, beklerken
o sevdiğimden gelecek olan mesajı...
O an anlamıştım işte;
onu ne denli hiddetli ve şiddetli bir biçimde sevmiş olduğumu.
Pek tabi ki; kendimi
telkin üstüne telkinlerle avutmaya çalışsam da...
"Ya.. bekle biraz daha,
belki de yazacak daha henüz fırsat bulamadı.
Bak şimdiye dek attığın her bir mesajı da
en alâ bir şekilde cevaplamamış mıydı?
Ki onlar içinde de yine az da olsa ona olan hislerini
çaktıran mesajlardı biliyorsun"
Gibicesine gibicesine bir takım telkinlerle..
Ne var ki bu seferki çok daha yüksek bir tonda
ve çok daha açık bir şekilde ele veriyordu niyetimi.
Resmen onu dilediğimi haykırıyordu resmen!
Ki ben bunun zamanının artık geldiğine inanmış
ve işte bu inancımın verdiği cesaretle de,
ve tabi buna yine endişelerim de eşlik edince
ufaktan bir tezgah kurmayı planlamıştım kendimce.
Evet... O gece dostum Murat'ın evindeydi kendisi de.
Bense onlara katılamamış ve evimde takılıyordum öylece.
Şans bu ya; o an Murat'ın telefonu da
açık olmayınca demiştim ben de kendime:
"İşte sana fırsat, sakın bunu kaçırma!"
Ve de bir video çekip bunun ardından
gönderivermiştim böylece onun telefonuna,
güya dostum Murat'a iletmesi bahanesiyle.
Evet videonun içeriği yaptığım bir danstı
ama onun asıl olayı bunun da ötesinde;
Efekt olsun diyerek çalmakta olan müziğe,
sürterek ayağımı dans ederken
o;zeminde çıkardığım sesler.Ve bununla da
tek niyetim, şunu yazabilmekti o paylaşımın altına da:
"Murat'a ve dostlarına ve murâdıma gelsin..."
Evet işte onu böylece de "Murâd" ettiğimi anlatmış
ve aşkımı da fısıldamış olacaktım bununla.
Ama olur da aşkıma reddi tepki verirse de
hemen kıvırıp diyecektim:"Ya sen yanlış anladın,
benim orada bahsettiğim o 'murâdım'dan kastım,
dans ederken o müziğe kattığım efektlerdi."
Ve bununla da sıyrılmış, kurtulmuş olacaktım
olası bir rezillikten.
Ne kadar da kurnazca değil mi?
Ama ne var ki; iki saat geçmiş
Tikler maviye dönmüş, ama hiç bir cevap gelmemişti.
Sonunda daha fazla dayanamamış
"Yeter ya! Ne olacaksa olsun!
Bilsin artık onun için neler hissettiğimi!"
demiş Ve hemen ardında da
şunları yazıp göndermiştim kendisine:
Ah! Öylesine yoğun ki şu ruhumu saran esintin
Ayaklarımı yerden kesen kasırgalarla bazen
Kaybediyordum da kendimi.. senin dışında
Ne bir yer görebiliyordum, ne bir zaman paresi!
Ki şu esaretim; sesin çıkmıyor ki kulaklarımdan
Prangası gözlerin de gitmiyor ki gözlerimden
Nasıl çıkayım azadlığa söyle hadi nasıl?
Var mı seni aklımdan silebilecek bir silgi?
Var mı gönlümden sökecek bir sökücü?
Yirmi yılı aşkındır pas tutan şu kalbime
Aşkı sokuşturan sen!
ve Yine on yıldan beri kireçlenmiş şu parmaklarıma da
Kalemi tutuşturan sen oldun sen!
Bak şimdi fışkırıyorlar da böyle satır satır cümle cümle
Ve diyorlar ki sana o, taa en derinden:
"Olsun be! Olsun! İnan ki varsın ve olsun!"
Yeter ki o melêekî ruhun ruhumu hep okşasın dursun
Ellerin ellerimi tutmuş ya da tutmamış
Yanında olmuşum ya da olmamışım... Ne önemi var ki?
Hatta Bırak!
Bırak da bu hallerim beni yerden yere vursun da
Sen sakın ola bana acıma bu çektiklerim için!
Belki de bu acılar olacak beni kurtuluşuma kavuşturan da
bir kutlu doğumum için sancım oluyorsun belki de..
Öyle ise sen artık öğün...
Ve sen artık sevin ki
Adın geziyor gökyüzümde
Ve kalacak da hiç düşmeksizin
Sonsuza değin
öylece..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder