2-
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum yine
ancak bu sefer
büründüğü o göz alıcı çamlarına da diyorum kendime:
eğer onlar mutlarıysa, o bahtiyar dağın
yamaçlarının doruklarının da
kimbilir aşkımız ne haldedir şu anda? ah ne haldedir şu an
bir çorağa mı benzerdi yoksa yoksa bir çöle mi?
bir çorğa mı yoksa da bir çöle mi
yoksa ziftlenip dert döşeli yollarla dönmüş müdür
o betonlanmış ızdıraplar dolu bir kente ?
ızdırap dolu bir kente
bir kente bir kente hey gidi o mutluluklar dolu
sevda günlerimiz ne de farksızdı toroslardan
ne kuraklık ne sıktı amanostan kaçkardan
mutluluktan kaybolurduk bazen..hele de o her uğrayışda
yağmadan gitmez ümitler nasıl da boşaltırdı feyzlerini
boğarcasına üstümüze ama gel de şimdi bak büründüğümüz şu tuzlağa!
tutuk etmiş boynumu rahmet ararken göklerde
bir cigaralık duman görse çıkar olmuş feryada:
dönüp yüzünü haykırmış "gel" diyen gökyüzüne:
<< gel dedin de nasıl gel..yakıt mı biter bu çorakta? >>
3333333333333333333333333333333
oturmuş karşımdaki
dağa bakıyorum yine
gözlerim cirit atıyor yalçın yamaçlarında
ne de korkusuz
değil mi
kırpınmadan bir an bile
değer bakıp duruyor bel bağlamış
aşkına?
ey gamlanan küllüğüm
boğulmaktan korkma!
ben bu aşktan üstünüm ..ezer geçerim gardını!
kalem giyen şu parmaklar
felç olur mu dumana?
hiç döner mi ahdinden ..derde bağışık canı?
zaten onun pısırıklığından
son bulmuştu ya yazımız
kopsun demişti kopacağı yerden
vazgeçmişti zoru görünce!
kanat bende bacak onda
parçalandı ankamız
metin olup benim gibi durmayınca sözünde..
ve ben açtım ellerimi
yine haykırdım göklere:
<< koptum kopacağım kadar..işte kaldı kanatlar
verin artık gerçeğimi
bitsin sahte kanıtlar! >>
44444444444444444444444444444444
oturmuş karşımdaki
dağa bakıyorum tabi
varmaz boyuyla bin metreye
o bile süphan'dır bana!..
hey gidi gökleri yırtan aşkımız!
şimdi olacaktı ki yanımda;
bakmaz mıydım dağ taş yerine
cebimdeki resmine?
ama gel gör ki onun yerine
ne bir damla ne zerresi
yeller esmiş yerlerinde..renklerinle birlikte
ve yanında not parçası
mürekkebi zümrütten:
<< silkele de kanatlarını..
kendinle gel gökyüzüne! >>
555555555555555555555555555555555555
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum yine
gözlerimde fıldır fıldır
yuvarlanıyor yamaçlarında
sevgilim seni seni arıyor seni soruyor ..ümitlerle dolu heybesiyle
nerede diyor eski aşkım
hangi ağacın altında?
zorluğu da artıyor günler geçtikçe
ters bir orantıyla..
ağaçlar palazlandıkça
bense üstündeki beyaz bulutlar içinde
gururumla başbaşa
yazıp duruyorum satırlarına
ve sen öğün ve sen sevin ki;
seni yazıyorum seni!
ancak son çıkışımdan beri alçak yazıyor önünde..
sonra bir el belirdi aldı kalemi elimden
ve yazıverdi şunları
bir çırpı içinde:
<< olmaz olsun böyle kanat çalıyla dolmuş her yanı!
çıkabildiğin tek bir kat daha bekliyor altısı! >>
666666666666666666666666666666666666666
oturmuş larşımdaki dağa bakıyorum yine
sahi ya ne kuşlar var şimdi içerisinde
ve beslendikleri bahar
tonlar katıyor tonlarına
o cıvıltılarla seslenir de renkler gelir dağın yüzüne
ta ki kapılıncaya dek
gurbete akan bir kış rüzgarına..
benim anlamadığım da bu ya zaten
bu renkler de neyin nesi bu kış ortasında?
tek bir kanat çırpışımla
nutku kaçardı her birinin
tüm kıskançlık ve hasediyle bir dağda ikimiz
fazlayız diye!
neyse..bırakalım biz bu cebelleşi
vazgeçmeyeceğim kesin ,
bir kaç renge değişemem semrildiğim otları
soru şu ki; kar tutmaz renkler
ne geziyor yamaçlarda?
sonra biraz düşününce bulmuştum nedenini:
çünkü bunları yazarken
aynadaydı gözlerim..
ve işte böyle yorarken duman açığı suratım
baktı gözüme çattı da kaşını
şu feryadı savurdu:
<< cilaladım gelin bakın parlaklığına yüz soldu
haydi artık çalın beni soluğum bile defoldu! >>
7777777777777777777777777777777777777
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum yine
her zamanki halinde
çare arayan gözlerim
bıkıp usanmış bir ferle,
dedim:
"cilalansa da yaşlarından buğulanmış merceğim
aramayacağım artık
sırt çevirdim kalbime!"
çaresiz bir kurdun
börtü böceğe sarması kadar
bezmişim geleceğimden..avunuyorum geçmişimle
ama hayır!
bıktım bu uyduruk didinişlerden
artık çürükleri ayıklamak yerine
boşaltacağım da tüm sepeti,
ve elim varmayacak kâmillerden başkasına da !
x'i tepeceğim derken
hep y'lere kurban olmuş
soyayım derken kabuklarımı
cücüğüm kalıyordu elimde
ve o idi bunu gösteren
uyardığı şu sözlerle:
<< sana kendinle gel dedim sen yoldun ne var yoksa
giyin tekrar çulunu uçulur mu tüysüz kanatla? >>
888888888888888888888888888888888888888
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum yine
ama yetmiyor artık
doyurmuyor bu bön bakışlar!
ayağımdaki özlemler de ortak olmalı bu seyirlere
açsın yüzünü tüm alemime
o beklediğim beklentiler..
alacağım yüce hayalleri ayaklarımın altına!
doruk neymiş görecekler
o bezginliğin kulları!
atılacak her adım deva olacak sancıma
ve serilecekler önüme
tüm dünyanın yurtları!
yıldızlarla parlamak..kıskanmamak elde mi?
biliyorum da o gözü dönmüş
kara boşlukları
umurlarım solucan gibi toprak olacak tabi
bir an baksam dertlere
nasıl dönerim suratımı?
tek dayanağım hisler tümümle döndüm yüzüne
o varlık simidinde bir oksijen misali
bozulmadan sibobum batılır mı denize?
sen bırak batmayı
onunla boğuyorum gökleri!
<< bu muydu bahsettiğin o kutsal çul?
bu ise aldım ve giyindim hazır artık bu kul! >>
9999999999999999999999999999999999
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum yine
ihtiras ve kıskançlık
şaş eylemiş gözlerimi
neden çamların şu ahengi işlenmemiş de yüreğime
karman çorman söğüşlenmiş
bulunduğum yer gibi?
ayıklamaktan da bıktım elimdeki çataldan da!
geleni yutuyorum artık
ne olduğuna bakmadan
madem bir salata ve mademki karışık olmalı
ve keşfettiğim kaşık da
armağanlar yurudundan
ve armağanların ardı kesilmedi sayesinde
ve en büyük hediyesi
benim için şu sözleri:
<< lezzet verir salata hoş da gelir sağlığa
ve zehirsiz olsaydı muhtemelen seninki de
belki ulaşırsın da bununla bir kaç katmana
ama katmanlar bir değil ki hepsi başka bir filtre >>
1010101010101010101010101010101010
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
nasıl da taşıyor bulutların
gölgelerini üzerinde!
demek ki :
en mutlusunun bile dert çiğnermiş sathını
zaman yellerinin
durmak bilmez uhdesinde !
ve bu geçişin ivmesi bir yükselir bir diner de
kasırgaya da çevirir soluklarını bazen
yani o . o gün benimleyse örneğin
kalmaz dertler üzerimde
o an çeker gider
ve ruhum da ardından yelken açar huzura
ah nasıl da tütüyor şimdi burnumda
o güzelim güneşler bilsen
hele de şu saplanıp kaldığım
bir hasret batağında
kapkara bulutlar tepemde ah!..
ve yel gözleyen saçlarım kıpırdasın yeter ki
duyursam da razıyım
şu yılgın sesimi:
<< ey göklerin rehberi artık kabul et beni!
ayıkladım teker teker temizledim dikenleri
her kaşığım yücelik her bardağım yükseliş
katman delen dişlerim iştahınla bilenmiş >>
11111111111111111111111111111111111
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
duvarlanmış karşımda
tuğlaları kahırdan
kesmiş önünü umutlarımın göstermiyor ardını
çaresizlik terlerini döktürüyor alnımdan!
oysa ümit ve hayallerdir
bize geleceği pazarlayan
çünkü o beklentilerdir şimdimize hayat veren
en geberik anlarımıza da bir can suyu olan
ve dikip önümüze serapları
sahraları geçirten
işte bu kutlu ayartışın muhatabı zihnim
göğü olmuş tek çaresi
yardımını beklerken
cevap gelir nağme nağme
yüreğine su serpen:
<< zaten söz ettiğim de o sivrilmiş uçlardı
ama dişlerini de körelt nefsinle beraber
sabrı yaşa ve öğren zorluklara katlanmayı
ve tek başına ruhunu da yüceltince haber ver >>
1212121212121212121212121212121212
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
nedenini bilmediğim coşkular
cirit atıyor tepelerinde
bileceğim de yok gibi...dağın içini
bilemeyeceğim gibi
ve bu belirsizlik ufkunda tahminlemek tek çare
her saniye başında
ne darbeler ,devrimler
ne inenler ne çıkanlar oluyor
kapalı kutular ardında
ki bunun göstergesi ve ispatıdır şiirler
ve bunun da farkındadır
her cüzüm bir başka
hatta satırlar...hatta kelimeler
demiştim ya ; her saniyede değişiyorlar diye
sürekli dönen bir meyilde
bir o yanı bir bu yanı
zaman girdabında..dalagaların üzerinde..
batana değin de üzerinde
böyle yüzüşeceğiz işte
tabi ben de bazısı gibi kürekler aldım elime
ve bunun birazcık cesaret
ve üstünlüğüyle
nereye salaydım feryadımı
gökyüzüden başka:
<< bak işte kesip biçtim itinayla doğradım
hatta kürekler bile edindim kendime özümden
ama dalgasına güç yetmiyor hırçın dalgaların
nasıl kalırım ayakta motorunla güç vermezsen! >>
1313131313131313131313131313131313131313
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
huzur da yok yanımda
ızdıraptan eser de
boş boş bakıyor gözlerim
çalınmış da bebeği
bir sevda çalısının yüreğine
yem olmuşta!
ki zaten o normalinde de dolu bakan biri değildi
doğduğundan bu yana
bir meçhul var içinde
işte asıl tuzak işte asıl yemleri:
kıstırmışlar ayağımı iştah parmağından
ıssız ve sonsuz
yaşsız ve süslü bir koca alemde
bu yüzden ya bu aşkı yıkmaktaki arzum
önemliler içinde ne bilekler katacak
özgürlüğüm yolunda
kurtuluşuma güç katılır bu sarhoşluğumla
ve bu destekle ayılacağım
gerçek sarhoşluğumdan
ve dalaga boyum yücelerek
dahasına da anlayıp anlatacağım
şu sonsuzluğa davet
mısralarıyla:
<< işte buldun nihayet..bin tebrikler sana!
caydın da yol aramaktan, göğe yöneldin de
ve çıkmış oldun böylece kaç basamak daha
inancınca her arzun yüksel yükselebildiğince! >>
1414141414141414141414141414141414141
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
of of of of ! bulutlar
nasıl da peydahlanmış öyle!
bir parkur dolusu koşmuşçasına
ter basmış her yeri
ve süzülen damlaları
dalmış toprağının içine
yürek de böyledir işte şu dağın benzeri
gönlün zenginse soğurursun dert dahi gelse
ve yıpranmaz kahrolmaz verimlenirsin tam tersi
ama kalbin taş gibiyse
heyelan olursun selleriyle
umarım benimki de yutmuştur hiç değilse çeyreğini
yoksa fidanlar nasıl çıkar
nasıl bürünürüm yeşilliğe?
sözleştim de baharla kesin arıyordur şu an beni
ne mahsullerin bekleniyor
karnıboş alemlerce..
korkma!
utanmayacaksın; kitaba bastım bir elimi!
diğeri uzamış sana doğru
ümitlerin eminlerde
kalbimi neyse de duymuyor musun ayak sesimi?
gümbür gümbür geldim diye
topuk vuruyor her yere:
<< bir yol göster ki bana sonsuzlansın kanatlarım
bırakma ki ellerimi hala kaygan ayaklarım! >>
15151515151515151515151515151515151515
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
yürüdüğümü yaşıyorum
dallarının arasında
ve döndüm yukarıya ..
feryad eden çehremi
"çıkın ,dedim ey yapraklar
verin güneşimi bana!"
"hayır, dediler olmaz..çekilirsek yanarsın
sana duraksız sunamaz
güneş yararını
ki bende de var bu zaaf
bana benziyor bahtın
bana da vermiyor dolaysızca
toprak ana yaşamı
düşlerimde bir makara ..dönmedikçe yaşayamam
beni ağaç sanmışsan da
aslında bir insanım
ve işte sen de benim gibi
bir ağaçsın da
dallanan
ama her dallanışda..adım attığını sandın!
yani işin doğrusu;
sen ağaçsın ben insan
tam tersidir gerçeği..bu gördüklerinin
görünmez birer maddedir
sende enerji olan
özgürlük kamuflajıyla gizlense de köklerin.."
<< desem de andolsun ki inanacak bir haldesin
ağaç değil bendim ..eğleniyordum seninle
bu yolda ter dökenler hamilidir ilmin
saate takvime bakma öğrenmelisin zor gelse de >>
161616161616161616161616161616161616
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
ve dikkatimi alt üst eden
bir nokta var içinde
çamlar içinde bir pelit..nasıl da çekiyor ilgimi
tüm çamları bir etmiş de
"ikinci" diyor kendisine
o çam değil ve farklı..olması gerektiği gibi
ne kedinin postu köpeğe benzer
ne fareninki kediye
ve pek tabi benimki de ..farklı buluyorsan beynimi
bu kuşanış da benimse eğer
değişik giyeceğim elbette
el etek çektim her şeyden
rakamladım kendimi
"yaşasın!" diyorum bu halime..ve acıyorum esirlere
var mı çamlığa bürünmüş
bir pelitten daha gerzeği?
ölçüleriyle biçimleriyle.. zindan olmuşlar benliğine!
<<ne kimliğimde ilim var ne de çekiyor ilgimi
çıkamaz mıyım önceki gibi korkusuz bir benlikle?
hiç mutluluk yolunda mutsuzluk çekilir mi?
zorlasam da ne bilim ne irfan girer beynime! >>
17171717171717171717171717171717171717
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
her bir mevsimin adı
nasıl da yazılıyor üzerine!
aşkının hamalı olmuş cefalı bir yürek gibi
ufacık bir duygusunda
renkler açıyor suretinde
parıltılı bir yazdır
her baharın takipçisi
cırcırlar uçar mutluluktan.. sevinç yağar yaş yerine
tabi kavrulanı da yok değil
ya da haşlanmış zihinleri
değişmeyen şu ki;
her biri de veda ediyor bu mevsime..
durun bir dakika..
..tamam şimdi aldım elime aynayı
bakıyorum bakıyorum ..evet işte birisi yaprağımın üstünde
ama kim?
...derken buldum :
evet bu sevgilimin gözleri!
yalnız ne kadar da kör ve düşmanmış tonlara!
çünkü evet ..maalesef
bu baharın ilki değildi
tüm o duyguları silecek bir kış gelecek de ..
dökülecek her yaprağım
boşluk alacak yerini
nasıl kavrulacaktım kim bilir olmasaydılar dalımda
onlar öğretmişti zaten
baharın tekrar geleceğini..
<< acı verir sanma sakın bu kopuşlar gövdene
doğranıp biçileceksin bir baltaya sap diye >>
181818181818181818181818181818181818
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
çekmiş himalayanın
kıskançlığını üstüne
şimdi çarpıyor suratıma takıldığım tüm zevkleri!
pohpohlanmış iradesiyle
küfrederek nefsime!
şimdiye değin bakışlarım ..hep alçak yerlerdendi
sisten pustan göremiyordum
yamaçlarını bile
ve bu engeller onu bana hep farklı gösterdi
oysa ki bu arzuların
şantajıydı gönlüme!
ne bir sise rastlıyorum artık ne bir engele
o da netleşti o da ..bütün bir dünya gibi
"acı da neymiş! ..ne yazar!
ruhumu da ezemez ya!"
benzeri sözlerle
cesaret topluyorum bu günlerde..
ve şahlanacağım sonunda öyle bir gün gelecek ki!
atıp çalacağım sırtımdaki pislikleri yerlere!
isterse zincirlenmiş olsun
atarım semerimi de
çıkarım yine de kanatlanıp everestin tepesine!
<< acı vereceğinden eğer saklıyorsan bir şeyleri
büyüdüm artık hazırım en korkunç bilgilere de >>
19191919191919191919191919191919191919191
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
..dum daha doğrusu
şimdi bir şey yok önümde
pink bir floydun gazıyla yalayarak tepesini
aştım yer değiştirircesine
çektiğim bir nefesle!
anladım ki her sound bir duygunun etkisi
anladım ki her etki
tepki doğuyor kalpte
anladım ki bu tepkiler dile getiriyor beni
ve anladım ki her sözcüğüm
bir gerçeğe gebe..
işte bu gerçeklerin notasıdır hücreler
ve her bir hücrenin tonu
yabandır öncekine
kıvrım kıvrım yol alan yılankavi nehir gibi
ve yaklaştıkça da doğruluğa
hızı da düşecek rengi de..
tüm sular doğumlarıyla göz açarlar bir çeşmede
kısa da olsa en başında
bir dolaşırlar inlerini
sonra bahçe sokak derken akar bulur kendisini
şöyle bir taş kenarından sıyrılarak geçmesiyle..
olgunluğa
ve doyumadır her yaşam evrimi
ve bu değişmez bahtı
yeminlidir bir göllüğe
ya kuruyup bir dolan bataklıktır düşeceği
ya da varıp dolacaktır
uçsuz bir denize..
<< gizlediğim bir şey yok acıdan başka
dağlar taşlar ortada kanun kural ortada
akıntıyı da görüyorsun gittiği yeri de
denize varılır mı yokuş yukarı doğru? >>
20202020202020202020202020202020202
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
yeşiliğiyle yem atmış
dalıver diyor gözlerime
o da haykırıyor varlığını tüm titreşenler gibi
ve sekiz yüzlük metresiyle
baş kaldırmış maviye
oysa ki tek bir beyazdı tümünün birlendiği
ve bu beyazlık dağılmadan
mavi de doğamaz yeşil de!
tut ki bir pazardasın ve bozukluğun tükendi
hak vermez miydin o an
şu parçalanan evrene?
işte ben de bir bütündüm
ve bozdurdum da kendini
şimdi rahatça dalıyorum önüme gelen markete
yoksa hangi mahsul verebilir
bütünlüğümün ederini?
ya da kim verebilir üzerini Tanrının haricinde?
<< söyle nasıl keşfederim hayatın sırlarını
hissederek her şeyi bütünlüğe dönmeden?
bu ki madem benim rüyam ve düşlüyorum hayatı
neden hep başkası oluyor dilediklerimden? >>
212121212121212121212121212121212121
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
merakımı bağışlayın da;
o da bakıyor mudur yüzüme?
yoksa güneş ona benden tatlı mı geldi de
çevirmiş her yaprağını
gülümsüyor gökyüzüne?
peki ya doğar mıydı bu gülücükler
atmosfer denen olmasaydı?
ya ben ayna olmadan bakabilir miydim yüzüme?
tanıyabilir miydim ya da
hayat olmadan kendimi?
öyle ise her bakış aslında
kendisini tarif içinde
ama yoğunluk ,ayrıntı ..derken unuttuk da benliği
kilitlenmiş gözlerimiz
çıkamıyor artık gün yüzüne!
güneş dönerken batışa doğru
buruşuyor her rengi
bakamaz artık yüreği ne yokluğa ne köküne!
<< madem daldın aynaya ve kaybettin bendini
madem bu hayata kapılıp el kaldın özüne
o halde sana düşen geri bulmaktır benini
bunun içinse dönmelisin gözlerinin gerisine >>
222222222222222222222222222222222222222
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
önce yüzeyselliğiyle
acınmayı sürdü gözlerime
sonra yine gömülüverdi bakışımın derinliği
yerine yeşerenlerse
gardımı çektiler önüme
tat bilmez o ağaçlar ..bilmezler de cinselliği
ne yapsınlar kulağı,
ne taksınlar yüreği?
kramp bilmez ayakları..yaş dolmaz gözleri
söyleyin artık nasıl üzülmem
şu hamal halime?
mumla arıyorum şu an o ilk halimi
özgürlüğe salınan şu köklerim
tekrar dönse kelepçesine!
özgürlük ve onur sanıp
bu et yığınına hizmeti
hüzün yerine tekrar övünç duysam kendime!
<< kolay tabi senin için bana dön demesi
sonra peki nasıl yaşarım bu kederimle?
gidip tapınırken o 'ben' putuna binlercesi
nasıl mutlu olurum bu esaret bilinciyle? >>
2323232323232323232323232323232323
oturmuş karşımdaki dağa bakıyorum tabi
bahsettiğim o pelit
yine ton ton ..dalga dalga
doluverdi gözbebeklerime de
peki neden dedim 'ah!'lar çekmek yerine
ilgimi çekmişti
bir dalı ,yaprağı bile benzemezken
binlerce çamın içinde?
yoksa benim bilmediğim
ve de asla bilemeyeceğim bir
müşterek ,
benzeşik mi bulmuştu da
bir bağ kurmuştu
onlarla arasında..bununla?
ya tamamen karışık ormanlar,
onlara ne demeli?
benim kuramadığım o ;
cinsdaşlık bağını onlar
varlıkdaşlık'lık düzleminde nasıl kurabiliyorlardı?
ben miydim bir değeri ıskalayan,
yoksa onlar mıydı bunu uyduran?
belki de aynı anda hem ben hem onlardı
işi karıştıran
ama kesin olan ; şu benim isyankârlık gelgitlerindeki yaşamımın
onların o; teslimkârlık üzere olan yaşamları karşısında
çok daha suçlu taraf olma olasılığının bulunuyor olması
ve o kozmik dalga boyu ile
benden ziyade onların dalgalarının uyuştuğuydu
<< çok fazla soru boğulası bir atmosfere sokar soluklarını
sonu gelmez bir girdaptır evham dedikleri
kaşır merakını gıdıklar,çeker seni yerlere
oysa maddeye kör ruhun unutmuştur kelepçeyi
tapınaklardan uzaklatıp götürür seni taa Rahimlere
hatta taa O ; rahimlerin yaratanı
Rahman ve Rahim
yani Kollayan ve Kucaklayana >>
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder