siyah beyaz dünya

ah bilseniz aslında
nasıl da yok ediyor renkleri 
sözde şu çok renklilik denen
                    iletişim ağları..
rus ya da arap edebiyatı
ya da fransız yerine
artık dünya edebiyatı,
italyan ya da çin 
ya da türk mutfağı yerine
artık dünya mutfağı!
yani; farklı kültürler 
bırakıyor artık yerini
dünya kültürüne ..
toplumlar arasında mesafenin bitişi
ve her kişinin her kişiden etkilenişi ile
tam tersine çok renklilik 
yok olup gidecek
müzik,şiir,felsefe,
giyim, kuşam ,beslenme
                            aklına ne gelirse..
her  alanda böylece
örtüşecek tayflar ile yok olacak tonlar 
ve birleşecek renklerden 
tek bir renk doğacak
beyaz alacak yani artık 
tüm renklerin yerini
ve böylece de
siyah beyaz bir dünya 
                    vizyonlara girecek!
şu halde ,
madem ki gelecek
siyah beyaz bir dünya
bulun da kendinize 
korunaklı bir köşe
siz olunuz bari 
geleceğin gökkuşağı!


yeter artık!

 yarmak istiyorum yeter artık!
   saati,
        pimini, kadranını..
ve o yarıktan geçip zamanına gelmek
görmek istiyorum 
             kalp atışlarını..
ben öyle; toz pembe ipçiklere 
        güvenecek adam değilim,
çelik halatla çekiyorum kavuşacağımız o günü!
bir elimde halat 
hasreti çeker diğer elim 
ah! ben ne acılar çektim nasır tuttu yüreğim!
ey beynimin zamanı ,ey aşkımın baharı
sensiz saat çalışmıyor
bulamıyor yarını
yokluğun bir taş koydu kesti önünü akrebin
ah ne kıyametler kopardı
 şu bitmeyen hasretin!


rahimden rahime..

 evet  rahimdir toprak ana 
                    biz insanlar için de
ancak şurası da bir gerçek ki; 
     ilki değildi bu onun ..asıl ikincisiydi
ki; ikinci kez elenmiştik
       bizler doğarken dünyâya.
ve ilkinde olan gibi 
nasıl bizler çıkmışsak.. binlercemiz içinden
ve tapumuzu kazanmışsak diyârı rahimlerden,
evet boşuna şüphelenme
        yine olacak bu yine!
hani yumurtalıkta doğmuştuk ya
diğer damlacıklarla ..
yaşıyorduk ya orada ekmek elden su gölden
ama hissediyorduk bunun da bir sonu olacağını
ve ayrılarak o dünyadan
      doğacağımızı bu dünyâya..
ne var ki;bu hepimiz için geçerli de değildi
bunda kararsız ya da
                            inançsızlar da vardı
öğütçüler görevlerini yapmıştılar da oysa..
bizse onlara ne yazık ki;
inanmamıştık tam olarak
demişlerdi halbu ki ;
öte dünyalar olduğunu
ama ne var ki; inanasımız gelmiyordu bir türlü
bu yumurtalıktan sonra
bir rahme varacağımıza..
ancak yine de ne mutlu ki;
ben ve ben gibiler buna
 inanmaya çalışmış 
 bu sayede de
    o yarışın bir galibi olmuştuk 
ve milyonlarca spermi de
 gerimizde bırakıp
kavuşmuştuk sonra da
          bir esenlik rahime..
ki; öncekine göre de bu 
çok daha rahat bir yerdi
cennete düşmüştük yâni
          bildiğin cennete!
ve günler haftalar, hatta aylar boyunca 
böyle yaşadık durduk
O'nun esirgemesiyle
ne var ki diğerleri gibi 
bunun da sonu gelecekti 
ve yine başka bir dünyâya geçecektik ordan da
ki; bu seferki inancımız 
çok daha derin olmuştu..
bir önceki deneyimin sağladığı tecrübeyle
derken sonra ecel geldi
ve terk ettik orayı da
ağlamaklar eşliğinde
bir ebenin ellerinde..
çıkıverdik o rahimden  de
doğuverdik bu aleme..
ve işte şimdi yaşadığımız
bu devâsa rahim de
ya da dünya ya da adına
artık  ne derseniz,
biliyorum ki; bir gün yine
son bulacak herşeyiyle
ve bundan çok daha sonsuz
 başka bir yer gelecek
ya uçsuz bir zindan gibi
ya da uçsuz bir cennetçesi..


anormal normlar

 şu koskoca evrenin tek anormalidir 
bence o insan denen,
ve sanki 
normal görmez canlıları.. eşyaları..
ki onun zaten ilk tepkisi de 
        bu anormalliği değil miydi?
zırıl zırıl ağlıyordu
şu aleme doğurulurken..
zifiri bir karanlıktı çünkü rahimdeki tek formu da
normu da o olmuştu tabi doğal olarak da
ancak kısa bir süreç sonunda
alışmaktı yine adım adım
ona yeni normlar edindirecek yeni yeni formlara..
elbette ki; 
bu tuttuğunuz bir kalemi değil de
onu tutan eli değiştirmek gibi
ama gel gör ki şimdi de 
fark edemiyor bir türlü
bu normların da bir gün 
                yok olup gideceğini!
ve bambaşka normların gelip
bunların yerine geleceğini..
bambaşka bir mekan,, bambaşka bir soluk
yeni ağlayışlar.. yeni şaşkınlıklar 
             sonra yine alışmalar ve alıştırmalar
            ve sonra yeni formlar sonra yeni normlar ..

açılıp parçalandıkça

açtı da bak açmış oldu
açtığı o ilk kapıyı 
açmasıyla da
 açılacak 
daha nice nice kapıları da
tıpkı o ;parçalandıkça param param parçalanan
 parçacıklar misali hem de hep
                                     parça parça
zaten değil midir ki; 
o son parçalanacak olanla da
dokunmuş olacak yüce Tanrı o; son dokunacağına da?  
peki söyleyin şimdi;
                    bu içinde yaşadığımız anlar 
o varılacak olanın gerçekte neresinin neresinde?
evren,
      yıldız,
              foton 
                      ,atom
                hangi çapta hangi boyda?
ne çaplarda bulunuyorlardı o çaplarının yanında?
ki;
bunu da bize belirleyecek
                ve tek inandıracak olansa
kendi çapımız ve boyumuz olmayacak mıydı yine?
yoktur şu halde bunu hakkıyla görebilecek bir kimse
tek Aşkın bakış Sahibi O Tanrıdan başka! 
bizim tek bilecek olduğumuzsa;
                                   parçalandığımızdır öylece
 kilometrelik çaplardan milimilimilimetrelik çaplara..
                        yeni yeni evrenler 
             fotonlar ,atomlar kurmak çizmek  
                   sahnelemek için kendimize ve de tüm evrenimize 
yeni sistemler,kurgular
yeni yaşamlar çizmek için ..
 kapılmış yüce bir
       parıltının büyüsüne
             sihirli bir kalemle
                     kör karanlık bir bölgeye..


 

seni anıyorum ey yüce!

 seni anıyorum ey yüce
Seni!
ve andıkça da seni 
beni her an gördüğün,
ve duyduğun
ve bana,
benden çok daha 
yakın olduğun geliyor da  aklıma,
bana tıpkı 
benim gibi 
vicdanımla baktığın
ve onunla da şu an 
gülümsüyor ya da 
şüpheli ya da
öfkeli bir yüz hatlarına 
sahip olduğun beliriyor da işte o an kalbime,
bir umuyor
    bir ürküyor sonra..
bir coşup bir pusuyor
sarsılıp ,silkinip duruyor
ve beynimde 
o iyilik ve kötülük sütunlarında
listelenen
 anlarımın dengesinde ..
anlıyordum işte yerimi yurdumu
 

papatyalarım!

 seni düşünüyorum ey güzel!
ey güzeller güzeli 
          seni!
ey gözleri gözlerimde
sesleri seslerimde
çok ama çok daha
  güzel olacağını
ve olacağımızı da bununla
o güzelim cemaline
   haykırabilmek için
            gökleri yırtacağım güzel!
uğrunda yüreğimi, 
        uğrunda ciğerimi 
uğrunda tüm varlığımı paramparça edip
varlığında var olup
    yokluğunu sonsuza değin
        yok etmek istediğim ey güzel!
evet..
birinin gözleri 
diğerinin dumanı
iki papatyam var şu an 
ruhumun ta iliklerinde..
ne var ki şu an
ikisinden de uzak
bön bön bakınıyor
            boş boş soluyorum
                uçsuz bir kodeste

kral çıplak

 Derken açıldı kapılar, Ve çıkıverdi bir "Kral"!
 "Yaşasın Kral!" sesleriyle inliyordu ortalık,
 sahte sevinçler içinde, çığlık atan kalabalık!
 muhteşem bir elbiseyi gördüğünü sanan halk, 
Ah! o;Gözleri kör, akılları kıt
 ah ! o;beyinsiz  ahmak kalabalık!
… 
Nasıl da inanmışlar koca bir yalana?
 Gerçeği görmek çok mu zordu onlara?

 Peki; yalnız onlar mı? Hayır! hayır Ben de... 
Hem de en ön sırada,en coşkulu saflarda
 Gözlerim sihrinde, aklım sarhoşluğunda. 
İnanmıştı çünkü kalbim, Bana olan aşkına. 
Bağlanmıştı ümitlerim, Vaadettiğin yalanlara.

 Ta ki adı: İhanet! Bir çocuğun sesiyle…
 Bozuluncaya dek büyüler, Kırılıncaya dek hayaller…

 Hayır, hayır! İnanmıyorum!
 Artık görüyorum her şeyi.
ne bir muhteşem elbise 
             ne Sevgin diye bir şey!
Bağlamış gözlerimi hepsi birer yalan… 
sen ve bana olan hislerin
                               Çırılçıplak!

toptancı restler, beğeniler

 neden insanlar her zaman
fikirdaş peşinde?
ve bulduğunu sandığında da
suya düşer hep hayalleri,
maddelenir ve yansır da bir film gibi yüzeylerine?
oysa gerçek şudur:
aslında kimsenin frekansını beğenmez,
ve kendi fikirleridir hep 
ölçerken baz aldığı..
üç beş de olsa çakışan bir fikri oldu mu,
asla ikna olup doymayacak bununla
ve tek bir çakışık lığında,
hemfikirlerinin iflası ,
gölgeleyecek hepsini de bu tek sırıtan renk!
sırf fikirler için de değil 
huylar için de geçerli..
çünkü zıt renkler yanında 
uyumlu renkleri hatırlamak
 hep zor gelir kıt akıllara!
unutmuştur da çoktan olumlu anları
şimdi gördükleridir onun tek zamanı..
onunla uğraşıp didinir beynindeki hücreler
ki beğenirken de yaptığı bundan ibaret,
tapınmaya adanmıştı gözüne çatanlara
uzaktı yine o zaman da bütünlüğe!
çünkü anlam ve duyguyla yer edinirdi belleğinde
elmaya bakıp algılıyor kokusunu ,rengini 
ama ısırdığında ancak 
sahip oluyor tadına ..
oysa durup öncelikle anlamını okusaydı,
kokusunun ve tadının
nedenine varsaydı
diyeceği tek şey "yemek için" olacaktı
mahkum olduğunu anlayıp hayatın anlamına 
buna değer fikirler türerdi beyninde
sorsan şimdi ona:
nasıl da anlatır sana yaşamın duvarlarını!
peki ya ama diğerleri?
cahil, aptal ve pişman
kafasını unutmuş çıktığı eşikte ,
ya da bir buzdolabında!
ya sana; "delirmiş bu!" der
            ya da sallar bir şeyler..

nokta nokta.. direksiyonum

öyle gömüldüm ki direksiyonuma 
pencere dışını yok ettim!
yine unuttum etrafımı ..kainatı kaybettim!
sonsuzluk sardı dört yanımı 
kader akmaya başlıyordu
ama 
 hayallerden 
ve arzulardan arınmış 
bir zaman oluğundan
ve algılardan da zaten 
bir hayli ırak..
anlamlar kalmıştı bir tek geriye
direkt ulaşabiliyordum artık kendilerine
hiç bir sinyale muhtaç olmadan 
kendi kendileriyle
hızı sabit adımlarla 
tutuğumu kucaklarken ufak ufak
mananın biri çıkageldi bir anlığına
ve şunu haykırttı gırtlağıma 
bir sevinçten haykırışla:
"aman Tanrııım ..ben kaçıncı vitesteyiiim!"
evet altındalığına 
altındaydı gerçekten de elimin,
ve bir çırpıdan ibaretti 
o vitese hükmedip yönetmem
ama yapamıyordum işte!
uzaklandığımı hissetmiştim en dahi yanı başlarımdan 
hatta varlıklarına bile gariptim şimdi
ve o çizgiler ,sınırlar,
dereceler,ölçüler
ufacık bir samanyolunun ..hatlarıydılar sadece!
galaksiler vardı adeta tüm zerrelerin arasında!
yok oldu da sanki kitabımdan
hafler , sözcükler
yerini aldı noktalar
noktalar ......noktalar..
sopasonsuuuz noktalar....

özeleştrim/ daldan dala

 aslında biliyorum..
ve bilinmediğini sanıp da
sağda solda konuşan 
            ve anlatan da benim yine:
<bir varlığa yaklaşıp, derinine inmek ;
onun büyüsünü bozup
güzelliğini iç etmektir>
bu koca hayat ağacının
dalları, budakları;
                    yani ilgilendiğim her çok konu
çıkıp üstüne ilerledikçe..
                ta ucuna ...ucuna
hep eğilip bükülmüş
ve kırılmıştı en sonunda..
doğru ..evet
 sonuç olarak bu bir sersemlik,
ve düştüğüm de çoğunluk.. 
               bir alt daldı ne yazık!
bir de yetmezmiş gibi .. üstüne 
bunu bir 
başarı da var sayıp
avutmuştum gönlümü 
            okşamıştım her defa..
ancak ne var ki şimdi 
yeni bir karar aldım
            ya da karar beni..
yani ele aldı artık idaremi
        yaşadığım bütün tecrübe; 
şu ki ;  artık eğilmesini 
hisseder hissetmez,
hafif hafif hoplayıp zıplamaya başlayıp
ve yaylandıkça daha da 
uygun bir hıza varıp
kırılmaya fırsat yok,
        sıçrayacağım bir üst dala..
ki zaten her dalın da sonunda
iki yol yok mu sadece? ;
ya düşmektir bir alt dala
ya da sıçramak bir üst dala!

çiğnediğim parkelere

odamdayım ..ayakta
oturmadım tek bir dakika
tutulmuş da adımlarım 
hırçın bir voltaya
ve merak edince bu halimi 
o; çiğnediğim parkeler
karar verdim ben de
seni bir güzel şikayete..
ancak bir sorun vardı..
evet bir sorun!
tamam suçlamasına suçlayacaktım ama
karar veremiyordum seni
  ne ile suçlayacağıma
 "beni yıktı " desem zaten
      yıkıntının biriydim zaten
"beni yaktı" ..desem zaten 
buna hazırdım ta dünden,
ee:"beni vurdu" desem , paramparça etti!"
her hücreme bir kurşun
        buna razıydım zaten!
hadi dah da ötesi diyelim:
desem " beni yok etti " ..
iyi de senin yokluğunda 
ne kadar vardım ki zaten!

diyelim diyelim diyelim

 : " bir nokta olsun diyelim
ve bu noktaya da sonsuz yoğunlukta 
bir enerji dolsun,
sonra da şiddetli bir basınçla
patlasın diyelim,
ve bununla da dağılan o parçalar 
param param çalansın 
bir ışık hızında..
alın işte size;
evrense evren!
hatta durun hatta!
o parçalardan birisi de 
dünya olsun diyelim
ve üzerinde de yaşayan bir çok canlı olsun
hatta türlerinden biri de
insan olsun isterseniz
ve o insanlardan birisi de
elinde bir kağıt kalem
şunları yazsın mesela:
 : " bir nokta olsun diyelim
ve bu noktaya da sonsuz yoğunlukta 
bir enerji dolsun,
sonra da şiddetli bir basınçla
patlasın diyelim,
ve bununla da dağılan o parçalar 
param param çalansın 
bir ışık hızında..
alın işte size;
evrense evren!
hatta durun hatta!
o parçalardan birisi de 
dünya olsun diyelim
ve üzerinde de yaşayan bir çok canlı olsun
hatta türlerinden biri de
 insan olsun isterseniz
ve o insanlardan birisi de
elinde bir kağıt kalem
şunları yazsın mesela:
 : " bir nokta olsun diyelim
ve bu noktaya da sonsuz yoğunlukta 
bir enerji dolsun,
sonra da şiddetli bir basınçla
patlasın diyelim,
ve bununla da dağılan o parçalar 
param param çalansın 
bir ışık hızında..
alın işte size;
evrense evren!
hatta durun hatta!
o parçalardan birisi de 
dünya olsun diyelim
ve üzerinde de yaşayan bir çok canlı olsun
hatta türlerinden biri de
 insan olsun isterseniz
ve o insanlardan birisi de
elinde bir kağıt kalem
şunları yazsın mesela:...

şimdi sevgilin olsam

 ne sevinçler haykırırdım uçsuz göklere
şimdi sevgilin olsam,
ne kucaklar sarardım o; sımsıcak gövdene
şimdi sevgilin olsam,
kopamazdım teninden , cayamazdım sesinden 
dönemezdim sözünden
 soksan dertlerin en şerrine
dert etmez kalırdım
şimdi sevgilin olsam..
bil ki; bunlar sana olan aşkımın gerçeği
sakın bunları palavradan ibaret sanma!
o aşk ki; her yürekte farklı bir kudrette
kimine mısralar yazdırmış
kimine çöller gezdirmiş
kimine notalar çaldırmış ,
kimine dağlar deldirmiş!
emin ol ki; yaptıracağı 
bir çok şey var bana da
ancak sen şimdilik 
 yetin derim şununla:
varlığından bir taç yapıp geçirirdim de başıma
çıkarmazdım da onu ömür boyu
      şimdi sevgilin olsam..

" inanmak" nedir?

 "inanmak" öyle bir şey ki;
niyetlenmişsin diyelim
zor bildiğin bir işe
başlayıp da yola koyulduğunda 
hani inanmaya çalışıyorsun ya
onu başaracağına,
unutmak ve çıkarmak istiyorsun ya hani 
"ya başarısız olursam?" kaygısını
aklından ve yüreğinden,
işte o; ' inanabilmem için 
bu soruyu yok etmek lazım fikirciğinle beraber,
adı üstünde; "..etmek" ,"..atmak"
yani "işlemek...", "..çalışmak" nihayetinle
yeni bir iş de açmış oluyorsun kendine..
oysa en başında
tek bildiğin iş
o başarman gereken 
ve inanmaya çalıştığın işti değil miydi sadece?..
peki sen insan değil misin?
ve insanoğlunun varlığı .. yaptıklarıyla oluşuyor değil mi?
kaç işe koyulup aynı anda
dağıtabilirsin kendini?
öyle ise inanmak dediğin 
bu olmamalı ,
hayır!
asıl inanmak dediğin;
bu sorgu ve çabalara hiç bulaşmadan
korku içindeki 
endişe ve kaygıların sesleri
çınlasalar da kulaklarında dilediklerince,
hiç bir şeyin 
o; başarıya olan inancının
tek bir kılına dahi
zarar veremeyeceğine İNANMAK olmalı!

koptum zaman dolmuşunda

 binmiş giderken bir zaman ve mekan dolmuşunda
dedim: "durun, durun
    müsait bir yerde .."
gözüm elimdeki "dert" yazan adreste
'iş'imin kopmuşluğunda
kanatlanmış izbelerle,
gözlüyordum da bir taraftan
yeni gelecek dolmuşu..
derken beynimde parlayan 
bir cılızlık ışıkla
merak murak ağlarına 
kapılınca loblarım ;
neydi bu devasa loşluk içinde
gücü mumun milyonda biri ,
ama aydınlığı güneşten bir ampul? 
yürümeye başladım sonra
koştum da kendisine doğru
şunlar seçilmeye başladı 
artan genişliğiyle:
çekilin ey makinalar çekilin!
sizlerle feshettim artık 
tüm sözleşmeleri!
yok sayacağım artık
unutacağım sizleri!
işim olmaz bundan böyle
      siz ve sizler gibileriyle!

ben oldum evren

çünkü her şey O'na benzer
         O hiç bir şeye benzemez!
varlığından fazlasını anlatamaz ya varlıklar,
asla bilemezler ya çünkü varlığın ötesini!
ve toprağı insana dönüştüren 
herhangi bir icada da
sahip değilse insan
ne diye tutmuş yokluktan kaçar?
neden korkar ölümden?
o ki varlığını anlamadan var olup gitmişti..
bir soruydu yokluk
var olmaksa cevabı
evet..
bir cenazeyi daha defnedip
defettikten sonra
başlamıştık yine o kutsal turlara..
her kelimeyi gözlemler 
(bakar,tanır,tanımlar)
her dokuya dokunur,her ölçüye ölçünür ,
her çırpıda çırpınır
ve her sonsuzun peşinde
düşe düşmüş adımlarla,
geziyordu oksijenleri 
      ciğerlerim şimdi..
görüyordu gözlerim, körlüğünü şimdi.
ve anlıyordum en anlamsız anlardan dahi
ne anlamlar çıktığını
ve neden çıkaramadığımı da şimdiyece..
özgürün, kölenin,mutlunun,dertlinin
sebzenin ,bitkinin
doğmuş ya da doğmamış 
her varlığın
bir benliğiydim ben!
tüm benlerin benliği de ..
doğuvermişti o an benden!
kendi gözüyle bakıyordum baktığım her göze
bir bitkiydim bu bahçede
tohumum da bir bahçe idi
her atomun da sayısı vardı şu an ruhumda
görebiliyordum her hücremin 
bana benzerliğini
benimdi evren her şeyiyle..bense evrenin
ben olmuştum evren..
evrense ben..




organıma organımı

öyle gömüldüm ki direksiyonuma 
pencere dışını yok ettim!
yine unuttum etrafı ..kainatı kaybettim!
sonsuzluk sardı dört yanımı 
ve kaderim akmaya başlıyordu
yalnızca hayallerden 
ve arzulardan seklenmiş 
bir zaman oluğundan
ve algılardan ırak..
anlamlar kalmıştı bir tek geriye
direkt ulaşabiliyordum artık kendilerine
hiç bir sinyale muhtaç olmadan 
kendi kendileriyle
hızı sabit adımlarla 
tutuğumu kucaklarken ufak ufak
mananın biri çıkageldi bir anlığına
ve şunu haykırttı gırtlağıma 
bir sevinçten haykırışla:
"aman Tanrııım ..ben kaçıncı vitesteyiiim!"
evet altındalığına 
altındaydı gerçekten de elimin,
ve bir çırpıdan ibaretti 
o vitese hükmedip yönetmem
ama yapamıyordum işte!
uzaklandığımı hissetmiştim en dahi yanı başlarımdan 
hatta varlıklarına bile gariptim şimdi
ve o çizgiler ,sınırlar,
dereceler,ölçüler
ufacık bir samanyolunun ..hatlarıydılar sadece!
galaksiler vardı adeta tüm zerrelerin arasında!
yok oldu da sanki kitabımdan
hafler , sözcükler
yerini aldı noktalar
noktalar ......noktalar..
sopasonsuuuz noktalar....

her şeydeyim ama hiç bir şeyim!

sözler dizerim satırlara
ama ben bir şair değilim!
 sesler katarım notalara
ama ben müzisyen değilim
alıp başımı iki elime alır başımı giderim
ama ben bir filozof değilim
tutup atomun ta dibinden genişletirim evreni
ama ben bir fizikçi değilim
duygular da tüttürür sevgiler de beslerim
ama ben bir aşık değilim
tapınırım da Tanrıya uyarım da kitabına
ama ben bir dinci değilim
yani; her şeye damlarım
           her şeye ilgi duyarım
  ama hiç birisine de 
                     ait değilim!
.

geçmişimin tek cezibesi

şu ömür yolculuğunda
geride bıraktığım yollar duraklar içinde
tek özlemle andığım o;
duygular..
yaptığım işlere 
ve sahip olduğum bilgilere..
küçümseyerek baktım hep!
acıyarak ..hayıflanarak
dün bile 
     evet dün..
dünümdeki 'ben' bile
şu an öyle cahil geliyor ki bana
imkanım olsa da
bir adım atmazdım geriye..
ancak o geçmişimin ürettiği 
o duygular yok mu?
ah işte o duygulara 
nasıl hasretim şimdi!

ip üstünde felsefe

-neden yaşaman gerekiyor?
-cevaplayamam
-niye peki?
-çünkü dikkatimi dağıtmamalıyım
-niye ki
-çünkü başka bir yöne güç vermemeliyim
-niye ama?
-çünkü yanlış yere basmamalıyım
-niye?
-dengem bozulmamalı
-niye?
-düşmemeliyim ipten
-niye?
-çakılmamalıyım yere
-niye?
-bedenim zarar görmemeli
-niye?
-sağlıklı kalmalıyım
-niye?
-yaşamam gerekiyor
-niye?
-cevaplayamam
-niye?
- çünkü çünkü....
aaah!
dedi ve gitti garibim !
                      tüh iyi cambazdı da..

aklımdalığıyla

O'nun aklımdalığında
coşmuşken bir keresi..
O öyle yücedir ki,dedim ah! O öyle yüce;
tek bir kıblesi bile yetiyor tapılmasına!
ki; O'nu tek görecek gözlem ve tek görüştür sevda
hiç bir göz de yanaşamaz onun ortaklığına!
çünkü O'nu görebilmek alev dolu bir yürek ister
onunla yanan her ömür de
         firdevslere bedel..
O'nun yokluğu demek ..koskoca bir karanlık,
adındaki tek bir harfe
seçde eder  tüm satırlar
O'nu yazan sözcükler kurulur cümle cümle
vuslatıyla da son bulacak bu bedbaht saatler!

çünkü O öyle güzel ve de öyle güzeldir ki;
tüm güzellikler gelse de dizilseler yanyana
hayır denk gelemezler yine
                    O'nun tek bir kılına!
zerresinin tarifine evrenler yetmez!
O'na hasret kalan gözler sebep olurlar deryaya
kudurur yüreği aşkından
püsküren volkanlarcasına!

ve tufanlanmış bu yüzden de 
her arayı açan kavimler
ve arttıkça uzaklıkları
daha da beter helaklar!
ama bunun yanında O öyle de bağışlayandır ki;
her fidanı suluyor o; gönderdiği bulutlar
dil saçmalayıp dursa bile
inkarcılık dürtüsüyle
kulak, sesine kavuşmanın 
heycanıyla titrer
her saatin başında sılası için ant içer!
gök bağırır şiddetinden ve haykırır yarılırcasına
O'nu arayan güneşler,kan ağlarlar her batışta
hasret çeken şu dünyanın 
bizler acılarıyız birer
ayı da güneşi de bizim gibi 
O taa bağırına gömer!
O öyle kudretlidir ki ;
dilerken kavuşur da dilediği her arzuya
gökyüzünde kuşaklar doğar
O'nun tek bir ışığıyla
asıl renklerse O'nun yanında ..gölgesidir bu görünenler
nice tonlar daha barındırır 
o; kutlu makâmında..
ve O öyle şefkatli ve öyle merhametlidir ki;
kucak açar her pişmana
çıksa da küfrün en dibinden 
ve binlercesi adım atar O'na tek bir adım atana

sevgi bebemiz

 o ;sevgi dedikleri bebecik mesela                                    

aşk denen bir adama 

evrilebiliyordu bir anda kaşla göz arasında..

ve tabi bunun yanında çarçabuk tükenerek de

dönüşüyordu ayrılık meftalığına da!

kısacası 

bir günün yarısı kadar ömrümüz vardı,

o duygularımız için

ve pek azdı bizimle iletişim kuranlar..

görmek ,koklamak,

dinlemek ve dokunmak

süzemezdi benliğimizi..

yoktu zaten bundan başka 

sinyal toplayan bir duyu da

bir tek kalp vardı kalp

ki o da genelde kısıktı

ve bozuktu çoğu kez algısı

coşkusuyla güç veren bir kaç baskın dışında,

kalmamıştı rızasıyla 

bizlere hükmeden!

biz mi yoksa onlar için dolaşıp yaşıyorduk

yoksa onlar mı bizler için

ömrümüze bir hamaldı?

yoksa hiç biri değil de

çok daha başkası mı?

var mı yoksa onları da başka bir kullanan?

var mı onların da gezindikleri

     bizim gibi bir bineği?  

bizim gibi bir semeri 

                bizim gibi alemi?




iletişimsizlik iletişimi (kişisel)

 bizzat yaşadım ve deneyimledim bunu.. 
bir yabancı ülkede
düşmüşlüğümle tanışmıştım
iletişimsizlik nimetiyle
zaten kendi ülkemde de asosyaldim
ve bu durumum belki de.. bir anlama kavuşmuş
bu iletişimsizliğimin iletişimsizliğiyle
notraniliğe erişmiştim..
öyle mutluydum ki bir bilseniz
oysa zannım bana hep 
tersini fısıldamıştı yıllarca
kuramadığın ilişkilerle 
hapsolacaksın demişti 
anlamadığın cümleler çökecekler demişti
karabasan gibi duygularına!
yalnızlığın ıssızlığı titretecek demişti
diken diken kıllarını
şu anda bile fısıldıyor halâ
aklar düştü dilindeki tüylere .. dökülecek yakında
benim tıkadığım kulaklarımsa
bak dimdik ayakta!
tıkadım çünkü; 
biliyorum ki ben ,
farklılığımla varım
ve varlığımın tek ispatı!
başkalık benim hayat soluğum
olmamışı oldurmak.. bilinmezi bildirmek
aristotelesmiyetçiliğin beynine
descartesik çomaklar sokmakla..
artık "varım" demekle 
"buldum" demem bir bende
ve tersine ,
beslenirim her yerden ve her şeyden de
güllere de konarım dikenlere de..
hem doğuyum hem batı
konçerto da dinlerim
sıra gecelerini de
sonelerden de beslendim 
mesneviden de..

göklerin feryadı

 göklerin feryadı 
boğuyorken yerleri
boyarken damla damla .. gözlerinin rengini 
bense her damlasında 
resmediyordum seni
bir o geçti bir gözlerin 
boğuştular âdeta!
şu göğe dönük ağaçların 
dilenen yaprakları,
eğilirken minnet için her ıslandığında
bense bir çöl harrında 
öyle yandım ki öyle;
o an tutuştun içime
 çatıverdim sancına!
neyse ki; yaz sağanağı
                 ve kısaydı hiddeti de
kuruluklar aldı birden
ıslaklığın yerini
yeryüzünde.. hem yüzümde
bir diniş bir
diriliş
hatta mutluluk saçtım
doğuveren bir güneşle
ve dedim sonra:
"nasıl?
nasıl resmederim hayatı
tüm renkleri olmadan?
aklar yanında karalar,
        yazlar yanında kışlar
ve mutluluk yanında 
dertleri de olmadan?"
neden insan karşı gelir
              hep böylesi tonlara
ve dahasına arzuludur
           hep daha da dahasına?
ve neden fırçam hep peşinde 
 sılanın vuslatının , 
hasretinin de rengi yok mu
   elimdeki bu palette?

devrim kokuları

 on iki nisan perşembe
yıl iki bin bir..
camı açtım biraz
hava alsın diye
ve önümdeki gazete
her sayfayı çevirdiğimde
cereyan mı yaptı ne,
devrim kokuları geldi 
penceremden içeri!
ne de güzel kokusu var ;
ilk dokunuş anları gibi
         yağmurun ..toprağa
derin ve içten..
belki de taşana değin 
meydanlara
çok kırılıp incinmiş
zulmeden vurgunuyla
tayzik yemiş zalimlerden!
ve ben işte
şimdi bu satırlar,
ve bu soluklarla 
inanıyor ve diyorum ki :
bir devrim geliyor bir devrim
haksızlara hakkını
hak edenlere de
hakettiğini verecek!

birdirbirlerimiz

 ekmek parasını uğruna
    yem olmuşken gündüz
ben ve gece bir olmuş 
               atlamıştık üstünden..
sonra tekrar gündüz
sonra tekrar biz
           esareti ,
        coşkusuyla,
doymamış .. usanmamıştık
        bu birdirbir'lerimizden..
           esareti ,
        coşkusuyla,
doymamış .. usanmamıştık
        bu birdirbir'lerimizden..

peki;"neden şimdi
        ben hep geceyle?"
                       öyle mi?
bak bunu kimler bilmez 
                      bilir misiniz?
    onu tanımayanlar!
peki onu kimler tanımaz bilir misiniz?
            sevgilimi göremeyenler!
peki nasıl göremezler 
             bilir misiniz?

batarlar da o ;batan
           güneşin ardından
yatıp kalkamazlar da çorak yataklarından
gömülüp kapanırlar da
karanlığa
      onsuzluğa..


evet..batarlar da o ;batan
           güneşin ardından
yatıp kalkamazlar da çorak yataklarından
gömülüp kapanırlar da
karanlığa
      onsuzluğa..

yani; onun ekranı yoksa,
    geceleri de açmıyorsa ,
        chat.net'e de girmiyorsa
    nasıl görecek
  be adam!

eşyaların ruhu

 ne yani?
            dedim sonra da,
terk edemezdim ya doğruları
                  onlar birer yapay diye!
şu örneğin karşımda
sus pus duran sehpa..
duygulandıramaz mıydı, 
bir ağaç kadar beni?
elbette ki çok zordu!
     evet hem de çok zor!
şu kısılmış duyuşlar
              bu  körelmiş algılar..
ama mecburdum işte 
                bunu yapmaya mecbur!
ve ben işte uğraştım
ve sonunda yaptım da
ve görebildim de böylece 
  cansızların canını da!
hatta pek o kadar da
zorlanmadım.üstelik
basitti aslında bu düğümü çözüşüm.
ucunu bulmam yetmişti 
 artmıştı bile ipinin
bulmaktı çünkü
asıl sorun
ve teptenha bir kafaydı ..onu bulacak olansa
ve insanı böylesine bir dinginliğe vardıran
insanlardan ,cihazlardan 
ve kaçıp dışarılardan 
kendinle.. yapayalnız 
ve içerinle baş başa
yakaladığım o uçsa;
cevher gören bir gözün 
lağım gören bir gözden
çok daha faklı duygular düşünceler üretmesi..
evet evet kesinlikle!
hatta işitsellerde de
durum bunun tersine;
cansızların notaları çok daha ön planda
zaten duygu vermeyen 
 bir varlık olur mu hiç?
duygulandırdığından ya zaten
ona varlık denmekte
ne olsun sebepleri  bu işlevlerinden başka?
işte bizlerin amacı da 
böyle duygu üretmek..
ne beden ne akıl
sigaranın dumanı gibi
gömülecek izmaritten
geriye kalacak tek tanık!
ancak ne var ki
"bir sorun bir çözüm ,diyor 
ve halen bekliyor
peki görselliğin işitsellikten 
ne farkı var da;
 birinde cansızlar sanki yokmuşçasına 
diğerinde alınmış çalınıyor, çırpılıyor?
yansısızlığından mı yoksa?
ayna işlevi göremez kırıcılığıyla,
yansıtamıyor belki de yüklenen duyguları?
bir nevi maddenin kırılmazları..
insan beyni ürettiği dalgaları
saçar ya dört bir yana 
ışık fotonları nasıl çarpıp dönüyorsa maddelerden
ve sonra da uçsuz evrene 
kanatlanıp uçuyorsa
yaydığımız dalgalar da 
aynı akıbete uğruyor belki de..
ışık görüntü olarak dönerken geriye 
duygularımız duygu olarak dönüyor 
bize ve evrene
 bu yüzden de bir insanın duygusal yönü ile
arifliği her zaman doğru orantıda
ruhumuz ne kadar titreşir
  dalgalanırsa
onun yoğunluğunda duygular teper evrenimiz
ve bilir misin bilmez misin
bilmem ama;
işte bu dalgalardır ışık hızını bile
                                    kaplumbağa çevirten

patlantılar içinde

 ayrıntılara iniş
evrene bağlı tamamıyla
onlar zaten birlikteler bu erzaklıkta
alın işte size ; 
somut bir yoklukla
soyut bir varlığın.. bütünül hikayesi
ayrıntılanmaları mı istendi de 
böyle parçalandılar ,
yoksa parçalanmaları mı istendi de 
ayrıntılandılar böyle?
boğulurcasına dalmak ..ta derinlere
nasılsa bir kaç harfin var
feda etsen ne çıkar?
bu hayat sandığımız da 
böyle değil miydi gerçeğin yanında?
bir ufağın bir büyüğe patlayışıyla
sonsuz bir yokluğun 
bir sonulluğa dönüşü
başlamış oldu böylece..
patladık ..patlandık 
ve patlatıldık gümbür gümbür!
ve patlaşacağız daha da !
çünkü buna mecburuz
hükmetmeliyiz kendimize!
oluştuğumuz hücrelerin 
trilyonluğu kadar 
trilyon olmalı aklımız da
yaptığımız işin boyutuna 
bölündüğümüzde
çıkacak rakam kadar
var olmalıyız çünkü
yaptığımız işin
hakkını vermek adına

sen saramazsın!

 dün gece boğuştum yüreğimle
sen bunu bilemezsin!
yıkıldım paramparça 
sen bunu göremezsin!
pul biber oldum döküldüm ,türlü türlü hislere
haykırdım seni yıldızlara
sen bunu duyamazsın!
diksen de kulağını tavana kadar
açsan da gözünü ardına kadar
aşsan da ufkunu gökler kadar
sen yine de anlayamazsın!
aşk bu benimkisi
bildiklerine benzemez
en şaşırtı onun yanında ,sıradan bir his kalır
öylesine karışık 
öyle anlaşılmaz ki,
cevabı da içinde...
ama sen bunu bulamazsın!
bilmesi de gayret ister yaşanması kadar
bense sen de bu gayretin 
zerresine kapıldım
ama nafile 
o da tembel bir mikroba dönüştü
yaram var şimdi yüreğimde
sen bunu saramazsın!

sendeleyen adımlar

 ve ben bağırdım bu sabah
tüm çoşkumla..
dedim: "yaşasın !
hayat ne de güzel!
zevk alıyorum onunla birlikte olmaktan
güzellikler sarmış her bir  köşesini
ne kadar da mutluyum
kahredenler ne aptal!"
peki ya sonra?..
yavaş yavaş çukurlar.. 
ufak tefek tümsekler
derken dağlar tepeler..
ve başladı adımlarım
 sendelemelere
takılır oldu ayaklarım..
tükenir oldu umutlarım
derken güneş gitti
yerine gece geldi
ben umuyorken bağları
dağ ardında gün bitti!

adamın beyninde

evet biliyorum..
severim de geçmeyi bazen dalga dümen  
ama söylesene şu "evren" dediğin de nedir ki zaten
dalga dalga yayılan
bir dalgalıktan başka?
tıpkı şu beyninden dağılıp duran dalgalar gibi
ama bunlar hangi beyinden ,
hangi kafadan doğuyor bu sonsuz dalgalar?
yoksa adam/ademin mi?
hani o yasak ağacın önünde..gözleri dalında
bir yanında o azdıran saptıran ,
hani "al ye...al ye " dürtülerinde
diğer yanda melekeler 
"aman ha aman ha" telkinlerinde
biz ise tam bu esnada
bir beyin dalgasının 
meyveye çarpıp dönen 
bir titreşiminde
"ne yapsam ne yapsam?"ın büklümlerinin
bir dalga boyunda 
geçmeyeyim de dalgamı 
ne yapayım ha ne?

kutsal puzzle

 evren bir sayfa
ve serilmiş önüme
Seni arıyorum Seni 
            kalemim ,mürekkebimle
harfler katıp harflere... sözler kurup sözlere..
hem okuyup hem yazıp
seni işliyorum her yere
ey yazdıklarımın öznesi!
ey tattıklarımın lezzeti
Sensin varlığımın ve de,
 yazgılarımın tek sebebi
hatta tüm şu; varlıkların ve şu yazgıların da!

değil mi ya;
şeytan bile O'nu arıyor şerliğiyle!
çünkü o da olacak bu portrenin bir yerinde
dedik ya; her zerre de bir parçası
bu puzzle'ın diye
dedik ya;
  dünya ve içindekiler
onun baş kısmında diye
dedik ya;
çıktık bir fırçadan 
çalınıyoruz diye
dedik ya;
bu köşe kapmacaya
herkes de dahil diye..

kutlu orkestra

 öyle notalar vardır
öyle notaların ardına
    ardlanmışlardır ki
notalık ettiklerine bin şahit gerekir ..
dilsizdir ,anlaşılamazdır sessizliği yırtışları
fazla armoniktiler de belki de.
ve de ne hikmetse artık
 hep müstahak olup şu hayat çalgıma
                 beni buluyor böyle notalar!
dökülürken gündüzler 
gecelerin nehrine
ama nereye?
ama ne demeye?
neyin çalınmasına vurulacak tellerim
nasıl bir deryadır varacağım senfoni?
alev alev kaynayan 
majör bir cehennem mi?
yoksa en arzuluk minörlere yurtlanmış 
huzur ezgilerimi mı?
hani o; en hadsiz dileklerin bile 
dillendirilebileceği
muhteşem ötesi 
armağan ummanları?
ah! şu şırıltıdan mahrum 
bezgin akıntılarım
     bir gün çağlanır mı o;
          kutlu orkestraya?

destandır yazar tek harfi

 bir kelime oyunuysa eğer hayat denen
Onun tek bir harfi 
destanlar yazar
felaketin f'si çatsa alınlarına
imdat çığlıklarıyla 
            ona yakarır tüm dudaklar!
meğer ki kavuşmuş olsun 
kupkuru bir busesine
ne göz dinler ne yaşını 
yok olur bütün dilekler!
O'na doğru harcanmış 
bir damla yorgunluk
bir dünya dolusu soluğa bedel!
ışık saçan avuçları 
dokunmuşsa bir kalbe
yüz çevirir karanlığa
sevince döner hüzünler!
karıncalık adım bile atılmışsa güveniyle
çiğner geçer yıkılır 
bastığı yerde dağlar olsa!

türküsüyüm her çalgının

 başladı yine sessizlik
o eşsiz tonlarıyla
elimi tuttu bir taraftan
diğer elimi çekerken
gün be gün değişiyor 
duygularıma göre
bazen bir davuldu bazen bir saz
ama tüm çalgıların 
buluştuğu türkü
benden başkası değildi
bendim evet ben!
bilgelerin cahili ..cahillerin bilgesi
olmaz olurum olurlara
imkansıza imkan!
ki bununla ulaşabilirdim
kutsal senfonime..
ve dolmalıydım barutlarla
tüm aleme birden
        patlayacağım gün için!

yaşasın her şeylik!

 renkleri sahneleyen
gözbebeği misali
yaşamdır bize benlikleri 'ben'leten
ve nasıl benlerimizi var edense yaşam
benliğimizdir diğer taraftan yaşamı var eden..
kapakarşılık bir var oluş süreci
birbirini doğuran 
evren ve atomlar gibi
zerresi olmasaydı şu bilincimin
hayal dahi edemezdi 
kainat
var olmayı benim için
öyle ise 
hayatın her dalına konabilmek
ve en ucuna
kadar gitmek gerek
bu yüzden de hiç kimse
ama 
hiç kimse vazgeçiremez beni
bu her şeylikten!

sürgün yarasa

beni vatanımın toprağında mı 
bellediniz
sizler ..yoksa?
ben hasretliğin çöllerinde
kanat çırpan...yarasayım!
özlem duyduğumu sanmayın sakın
ekmeğe..suya
yolumu gösterin sadece
sürünmeye de razıyım!
ey yüreğimi okşayan 
sevgilim...azadlık
ne çok özledim seni ah bilsen ne çok!
artık zindanım olmuş 
bu kahreden yokluk!
gel de yırt kurtar beni
sonsuzluğuna sok!

çık dışıma da

 bugün ,
hiç tutulasım gelmiyor 
sana nedense..
ve öğrenmek istiyorum sebebini
yoksa sıkıldım mı artık ,
hep aynı yerden durmandan?
o halde
çık da bir anlığına 
kalbimdeki tahtından
dışarıda da göreyim seni
     dışımda
o bensiz halini
görmek 
tanık olmak 
tarafsız bir gözle
kıyaslamak istiyorum..
belki de 
daha yücesin oralarda
belki de tersi..
ya bir sandalye üzerinde,
bir koltukta,
bir yatakta
ya da
bulutların üzerinde bulacağım seni
bir zümrüt tahtında,
alımlı ve coşkun
ve iç yakan hazzınla..

toprağın dilinden

 bu gün toprak anlattı 
senin halini bana
rastladım da sertliğine bellediğimde
görünce zorluğunu karşımda..
geçilmezliğini,
yarılmazlığını,
taşlığını,
  kalbinde hafifliğimi ,
     ve gözünde
  bu değersiz varlığımın..
nasıl dönebildiğimi bir paçavra haline!
üstünlüğünden uzaklaşıp
nasıl tükettiğini 
yağmur yemiş gücünün
bardaktan boşalırcasına,
       yorgun ve bitkin
ve dermansız bileklerimin
seni kazanmak uğruna
neler gördüğünü,
   neler tattığını 
 neler çektiğini anlattı
       zavallı yüreğimin
bu gün toprak bana..

sonbahar hüznünde

 neden sonbaharlar bana hep duygusal?
neden geldiğinde de
geçimişimle geliyor???
ve adeta başıma anılar yağıyor
göklerinden yağan
yağmuruyla birlikte!
neden peki?
yoksa yılların kıyameti 
o mu gerçekte?
gerçek yıl başı da onda mı aslında?
belki de nedeni bundan çok daha derinlerde..
hava ve rüzgar
yaprak ve yağmur
başka bir mevsim bu denli 
burnunu sokmaz yaşamımıza
ve duygu katmaz duygularımıza..
öyle bir hissetirir ki kendini
yaşadığmız anlarda
hep öncekini çağrıştırır
bir daha ki gelişinde
anı ve duygu notalarının
ritmini almıştır eline
ve  öyle hissedilir ki bestelerimizde
ne olursa olsun melodimiz
hep o çalıyordur yine de..

bencenin yüzü suyuna

ey 'bence' nin var ettiği 
gerçeğe mahkum kullar!
bir 'bence' ile var olmadı mı
bu koskoca olup biten?
'bence' demişti ya bir iblis
şeytanlaşmak isterken;
"değil mi ama ..o topraktan 
bense ateşten"
"bence" demişti ya bir adem 
     itaatsizlik ederken,
"dediği doğru olabilir"deyip
kastettiği şeytanken..

söndükçe sönenler

 ve maç bitti sonunda:
0 elde var 0
yorumcu dedi : "hayır !
bunu haketmemiştik asla!
yazık oldu beraberliğe
iyi oynayan bizdik hep"
oysa o doyumsuz kişi
bu haketmediğini söylediği
sıfır sıfırlık skoru 
"hakettik" diye isteyecekti
 yiyecekleri o bir top
direkten dönmeseydi
aynı şekilde ..
o bir sıfırlık mağlubiyetle
 ağlayıp duracağı gibi ..beraberliği hakettiğini
tersine de
rakip kalenin direğinden dönen 
o top da filelere girseydi
bu sefer de "eyvah ,diyecekti eyvah
nasıl da farkı kaçırdık! "
yani işin özü
sonu gelmez bu işin..
hatta hakeme dönük 
yapılacak yorum için de..
hatasız olamaz hiç biri
ama en büyük olanlardır
hata gözükenlerse
ve bunlar da gizler işte ufak tefek olanları.
zaten büyük büyük olduğu için 
küçük küçük oldu
varlık var olduğu için 
yokluk yok oldu
lamba sönünce mumlar
mumlar sönünce loşlar 
     söndükçe de sönükler
                   sönükden de sönükler..
kimbilir 
belki de yoktur 
karanlık diye bir şey..

duyumsuz aşkımız

 iki bilinenin arasında bir bağ kurulmadan
ne o bilinen bilinir
ne de bir başka bilinen..
o bağ ki bir köprüdür varılacak varlığa
var olamaz hiç bir bilgi 
o köprüden geçmeden!
insan ancak görerek ,
duyarak,hissederek
yaşadığı ve paylaştığı 
ve kavradığı bilgilerle 
iletişim kurabilir ..duygular salabilir
göremediğim bir rengi,duymadığım bir sesi,
ve hissetmediğim bir hissi 
anlatabilir misin bana?
nasıl anlatabilirsin ki?
ne diyeceksin örneğin;
"mavinin şöyle biraz 
kahveye çalanı" mı?
ya da : ""dodiyez"den bir tutam
üstüne de biraz "mi" ekle" mi?
yani boşuna uğraşma
anlatamazsın kimseye anlatamaaz!
kimse duyamaz bu aşkımızı
bizden başka
          aşkım!

kaçıracağım keçiler

en sevdiğim dünya,
    o kutlu dünya;
atomunda çekirdeği 
    sevinçle turlayan,
  korkusuz ..yasaksız
vizesiz kapılarıyla ..düş geçen hanı,
kelepçesiz sınırsız 
        bir özgür dünya..
ancak tek bir eksiği,
        o da işte; hissediş..
şemasal kurguları pratikten mahrum
       ruhsuz ,nursuz ve de duygusuz!
ve bir başkası
 dünyam daha var ki;
tabirinde rüya ..bağrındayken gerçek
ruh da var içinde
sınırsız hisler de..
kötü yanıysa; şuursuz..
bir ben var ki içinde benden komutsuz!
prangayla yürüyor
yaşanan her anım!
kolumda akrepler, parmağımda akitler,
aç bir organizmaya 
kodlanmış dimağım!
çıkarmıyor da uzuvlarım 
algıların sözünden!
oysa bu ufacık ömrüm
nedir ki koca bir metafordan başka?
öyle ise şimdi benim
tek yapmam gereken;
karıp bu iki dünyamı büsbütünleştirmek
bu iki çıkarsız yolu çıkış yoluna döndürmek..
öyle ya ,aksi halde 
ya ruhumu da alıp götürecektim hayale
ya da delirip çıkacaktım 
düşlerimin emrinden!
yalnız şunu da çıkarma ki 
o buladığım aklından;
senin bahçene çökecek
kaçıracağım her keçi!

kırkbeşlik serabım

 yaş kırk beş ..
bekliyorum hâlâ
kimi beklediğimi bile bilmeden
belki bir kervan,
belki de bir eşkıya
bir ağacın dibinde..
hayat dedim ve çöktüm
bir çöl denizinde 
bir gölgecik ada
sağım solum ,yerim göğüm 
imkansızla çevrili
topuğumun tek uğraşı
yere destanlar çizmek..
ne var ki;
         imkansızlık da
imkansızdı beynim için 
ve serapa boyadım koca çölü
gözlerim anlam kazandı
artık beklentilerim
beklenenden farklı 
arşa dayadım da çıtamı
azrail dedim ölüme..

sevda toprağım

 su da var buralarda 
güneş de var saçak saçak
nice baharlar da geldi 
okşadı saçlarımı 
o bereket meltemleriyle
ne fayda ki kurudum yine
soldu çiçeğim 
yaprağım
senden uzak çoraktayım 
ey sevda toprağım!
eğitildim ,ilaçlandım,
bellendim,tembihlendim
gübrelendim ..öğütlendim 
ama boşuna
korku kuruları kemiriyor inan her yanımı!
ümitsizlik içinde 
boğuluyor da köklerim
köklerim işte 
bu yüzden
         içki duman 
          ne bulduysam..

karıncanın şansı

 ah şu bedenim yok mu!
yataklıktan başka
ne sağlıyor ki vahşiliğime?
 maddeyi duyguya çevirten
bir makineden ya da 
gerçeğin dışkılarını üreten
bir tezgahtan başka 
ne işime yarıyor ki?
hani bir fil varmış da ormanda gezinen
tüm susuzluğu üzerinde ..
bire göle rastlamış da sonra
içmiş de içmiş 
içmiş de içmiş
ve sonra boşaltmaya başlamış 
serinlemek için suları kafasına 
ve derken gözü takılmış birden
altında oluşan birikintinin 
ortasında kalmış ufak bir taşın 
üzerinde duran karıncaya..
ona bir sayfa kağıt vermiş 
ve "al ,demiş
"katla kıvır ve kendine 
kurtulmak için uçurtma yap,
ki onunla ancak kurtulabilirsin 
               etrafını saran bu esaret deryasından
ve varabilirsin kutlu yuvana..
yalnız pür dikkat ol yaparken de bu uçağı
zira katlayış tarzına bağlı varacağın rota
ufacık bir fark bile öyle etkilidir k,
biri anyayı bulur diğeri konyayı!
o halde 
al şu kılavuzu da yordamın olsun bu işte
eğer dediklerine uyar da 
tarifince katlarsan 
milim dahi sapmazsan yazdığı oranlardan
varacağın yer olacak
uçsuz mutluluk yuvası..
yok eğer keyfince katlamaya kalkarsan
ve uymaz da saparsan 
emrettiği ölçülerden
bil ki o boğulacağın azap dalgaları
açmış kızgın kollarını
seni bekliyor dört gözle! "
peki ya bizler?
o karınca kadar da mı şanslı değiliz bizler?
yok mu elimizde onun gibi
bizi bu canavarlık kıskacından
ve esaret deryasından kurtaracak 
bir kutlu kılavuz?

hala yediremedim ruhuma

 çalışmayı en seven organı 
beynidir insanın
sürekli çalışır..düşünür de an be an
dalgalar üretir
sinyaller yayar..
yalan mı?
günde kaç kez tutuluyorsun düşüncesiz dalışlara?
tek tük ya da hiç..
hatta uykuda bile 
sıkılır da aylaklıktan
düşlerden düşler beğenir 
sabahlaraca
duyuların veriler toplarken
beyinin kapar bunları.. ağzında salyasıyla
sonra işte o salyalar 
ne hikmetse dalgalara dönüşür
ve bu dalgaların da bir kısmı
kendi yüreğini titretirken
çevreye yayılır bir kısmı da..
çünkü ;
atomlarındaki güç ve onların toplamı,
bedensel enerjin ..yani ruhun
bu tütreşimlerle var olup kimliğine kavuşur.
işte bu yayınların bir rolü de
çevrendeki çocukların karakterini yaratmaktır
nasıl insan beyni 
algılarla beslenirse 
onun meyvesi duygular ve hisler de 
böyle yeşerir
yani türettiğin bu dalgalar 
çocuklarını da etkiler
onun ruhunu da şekillendirir
işte budur bir insanın kişiliğini biçimleyen
ve ana babasına huydaş eden
kalp de bir uzuvdur 
eller ayaklar gibi
beyinden aldığı sinyallerle duygular yaratır
ve ruhuna bahşeder
beyindeki bir bölümse 
bu işleve adanmış
dıştan gelen verileri ..kopyalayıp bir güzel
sonra ekmek için gönderir
duygu tarlası gönlüne..
bunu yaparken de bir enerji peydah olur
ve yayılır buram buram 
kırk bin yana
çünkü böyle beslenir ve gelişir ruhlar..
ama bir yılanın bir kurbağayı
yutması kadar
yavaşı da var
kurbağanın sineği yutması kadar
hızlısı da var!
örneğin ben...
bir yılanın bir fili yutması bile
öyle gerimlerde kaldı ki
halen yediremedim 
ayrılık acısını
kendime
        ruhuma ..
      sevgilim..

beyinsiz aşk olmaz

  çalışmaz ya beyin, kalp ölürse
kalp de çalışmaz ya
beyin ölürse,
aşk da biter bir gün işte
mantığı kalmayınca..
sevgi de buna benzer nefret de!
artlarında mantık yatar 
sen göremesen de..
sessiz sedasız
 bir çıkar var her birinin kökünde
hayır ,o görür bunu ..sen görmesen de
böyle programlamış çünkü programlayan Yüce
kaçımız dinlerdi ki Tanrıyı
cennetleri vaat etmese?
yunuslar? , emreler ? 
siz boş versenize!
onlar da farkında değil aslında
adına aşk deseler de !
ilişki kurulmuştur ta derinlerinde
beyinlerinde kazılı bir cennet oldukça
çünkü duygu dediğin
ruhunu titretmesidir
beyin dalgalarının ..

inat düğümleri

 uzaklığımız dolanmış korkular ağacına
asılsam da çeksem de 
tüm kuvvetimle
bırak ucuna varmayı
yaklaşamıyorum bile!
cılkım çıkarıyor neredeyse
bir adımlık mesafede!
kilolarım:gururum ..ki;o  an çullanır başıma
elim koparacak neredeyse!
çelik bilek sevdamız 
bırakmıyor kolumu
ya da belki de
tuttuğun falan yok aslında!
yaklaşabilmemizin tek oluru
benim kendimi senin yerine 
senin de kendini benim yerime
koyabilmemizdir sadece
yer değiştirmek yani..
bu dolaşıklığı bozmak,
ve çözmek bu düğümü
çıkarmak inadı aramızdan
huzurumıza kavuşmak..

dünyaya bedel bir ben


-seninle öldüm dirildim,
-bir saniye 
-sen soluğuma gerekçe,
-bir şey söyl...
-sana yöneliyor her emelim.
-lütfen diyorum..
-tavafa geçer bir harfinle,
-ya kime diyorum!
-toz olmasın diye dağılan sesin
-of ya!
-toplamak için evrene,
-iyi konuş tamam!
-seni övdüm yücelttim,
-de ne diyeceksen!
-ve secdeler getirdim her yerden,
--ben sustum!
-sen istesen de istemesen de!
-seni dinlemiyorum!
- konuşurum da senin yerine
 kim kalır ki benden geriye?
zaten konuşturmak yetiyor işte
onun ağzından düşünüp söylerim böyle
peki ama sırf o mu? 
hayır hayır  her şeyimle 
her gördüğüm her duyduğumla..
 ardınaca açılmış ağızımın 
adına evren dedim de
boşalan kulağımı doldursun diye
ve bir alem kurdum 
alemler içinde
baş başa
yalnızca 
kendi kendime..

beyazın daveti

 sayıldığın en büyük  
rakam hangisi ise
odur işte beyazların davet edileceği..
bekleyen kurtçuklar 
dalmış hasretine
şu an görmesen de ,,
delecekler gizemini
vakitsiz öten bir horozdu
son vedası aleme!
ibret almış demek ki yem olurken bir mideye
görmüş: 'bunlar kanat değil mi?
ben de uçarım elbette'
ve 'dur öyle ise ben de
bir deneyim' ..in neticesini!
yani etin ayakta diye 
övgü duyma kendine
yat kalk horoza dua et
ona bağışla 
nefeslerini..
adayarak bu şiire
 kalk sonra da bir sahura, 
tabi eğer okumuş da 
yapıyorsan her dediğini..
solacak bir baharı boyamıyorsan yeşile,
özgür sıçanlar değil de
 rolünse artık 
tutsak kedi
görmüş gelip geçenleri 
ders katmışsan geleceğe
ve sarılmışsan hayata,
kırmıyorsan kiremitleri!

pörsüyen dövmemle

 el üstümde bir dövme
kökü yüreğimde
anarşinin A'sı var ..bir halka içinde
solmuşsa da biraz 
eski haline göre
hâlâ bozulma yok şeklinde şemâlinde..
ancak bununla da birlikte
büzüşüp buruşuyor yaşım geçtikçe
kim bilir belki de 
hiç okunamayacak bir gün
karışacak birbirine
kırışacak derimle
ve gömülüp gidecek böylece
ben gömülmeden önce..

topraksızlığım

 neden soluklanırız?
kalp neden atmalı?
neden yuvasız bir kuş yok?
ağaçlar neden toprakta?
neden gecenin sonunda 
bir güneş doğmakta?
ve bunlardan da önemlisi 
sen soluğu ruhumun,
              yüreğimin meskeni,
      beslendiğim toprağım,
 mutluluk kaynağım,
            sen aşkımı doğuran,                 
sen güneşim ..aydınlığım
       neden yoksun yanımda?

ali ile veli

 sana duyduğum sevgi 'ali'
bana duyduğun sevgi de 'veli' olsun mesela..
tanışırlar bir gün
ali ile veli..
ve veli ali' ye 
"kalk ,haydi gidelim ,der beraberce"
sorar ali veliye :"nereye?"
veli der: "o kutsal tepeye"
ali der: "hayır hayır
oranın yolu çok zorlu
denemiştim daha önce"
"olsun ,der veli
olsun dene bir kez daha
üstelik ben de varım bu defa
derman olurum tökezlerine" 
bunun üzerine ali:
"pek ümidim yok ama
madem ısrar ediyorsun
haydi deneyelim " der
ve çıkarlar böylece
o yürek isteyen yola
başlarlar yavaş yavaş 
yokuş yamaç tırmanmaya
başlangıçlar hep velidir hızlı ve önde olan
ve çekip durmaktadır aliyi 
hızlansın diye
ama günler geçtikçe
kovaladıkça metreler metreleri
veli formunu yitirmeye
ali ise sakin adımlarla
önden çekmelere başlar veliyi
sonunda gelip çatarlar ki bir yamaca
veli için kırmızı
ali'ye yeşiller yakan
"hadi, demiş ali 
çıkarsana sevgini" 
"peki ya kayıp düşersek?" demiş veli
-bu sıradan yamaçtan mı?
-sana sıradan gelebilir 
      ama bil ki benim için 
devasa bir uçurum bu!
ayrıca ben yuvasına bağlı
ve de şu an yuvasını
çok çok özlemiş biriyim..
vazgeçtim kusura bakma
dönüyorum evime"
 deyince alinin cevabı
   bir hayli sert olmuş
dışı yumuşak görünse de:
"pekâlâ 
madem öyle..
"yalnız gitmeden önce
şöyle koca bir çukur açıp
içine de koca bir ağaç dik de
insanlar
anlasınlar nasıl ekildiğimi!"
veli ise maalesef oralı bile olmamış:
ve demiş:
"sen de bırak bence..
benim gibi dön evine
çıkamazsın tek başına
kurda kuşa yem olma!"
ali ise: "hayır ,demiş asla!
sana da muhtaç değilim korkaklığa da!
 varacağım o doruğa
                      tek yarenim azim ile
ve vardığımda oraya
 mutluluk içinde debelenen
adımlar alır yerini!
bir daha da inemem asla 
ocağım olur gökyüzü
sarar benliğimi 
sonsuzluk bulutları!"

büyüteç gözler

 her şey ne ilginç be!
şıp demiş de burnundan 
seni düşmüşsün resmen;
ne oranda yaklaşıp..ilgimi göstersem 
o oranda kaçıyor
uzaklaşıyor benden!
hava yerine .aramızda
mercekler mi döşeli?
yaklaşayım diyorum 
bükülüyorsunuz hep geriye !
yakınlığınız arttıkça gözlerime göre
büyüyen görüntünüzle
dış bükey taraftayım da gözlerinizde
düştükçe düşer
                 değerim
                      her adımda. ..bin para!
keşke diyorum 
             keşke!
keşke hiç değişmeseydi o ilk mesafemiz 
çakılsaydı da ayaklarım
         yerlerine çivilerle
ne ben sana yaklaşabilseydim 
ne sen kaçabilseydin benden!
büyüteç gözlerle değil
huzur dolu hasretlikle
        baksaydım sana hep!

kışlık albümler

 nasıl da götürüyor şu dinlediğim 
seninle geçen günlere
ucundan bile geçmezken 
soğurmuş aklımın
                 bir anda kapılıverdim rüzgarlarına..
ve kapılırken de ne tuhaf;
tek yüreğim vardı 
yanımda
ne gözlerimde resmin
ne kulağımda sesin
duymadan görmeden 
gidip geldim öylece..
zaten hep garip bulurum 
ta öteden beri 
böyle vantuz rüzgarları..
'öte' dediğim de hani 
ayrıldığımız o gün
o saat ,o dakika..
ki o gün de zaten tüm garipliği 
üzerindeydi rüzgârın
bir sonbahar rolünde 
çalmıştı da yazımı elimden
alıp üzerimden güneşi , kara bulutlar getirmiş
çırpıp mutluluk dallarımı
döküvermişti yapraklarımı..
işte o gün bu gündür 
dikilmiş bekliyorum
böyle çırılçıplak
gelecek bir baharı
teybimde çalan 
yepyeni albümlerle ..

yazılmışsın bana da..

 yazılmışsın da bana
çaresiz
yine seni yazıyorum yine!
ve O yazan ki; 
Bir yüce Yazıyan,
ve gönlüme de yazmışsa seni
yazmadan nasıl durayım seni nasıl?
seni anmadan geçmiyor ki inan tek bir anım..
ve sana susamış düşüncelerim 
öylesine coşkun ve sel olmuş akıyor ki 
kılcallarımdan
tek bildiğim bir kalem,bir klavye tuşlar 
bu durmaz akıntıları 
satırlara akıtmak..
ki; gönlüm konup yapışmış da
o büyülü polenlerine
ne yapacak aşkını 
böyle ballamaktan başka?
 adını doldurup duruyor işte
boş bulduğu her peteğe ..
elif'ler ..lam'lar.. mim'ler
nasıl ki;Tanrının  eliyle
kavuşmuş kutsal bir metine,
işte şu kuru se'ler
va'lar ve le'ler de yanyana gelince 
yüreğimi sarsan 
bir ruha bürünüyor ey seval!
inan bana 
öylesine merak ediyorum ki öylesine;
adına bakınca
benim şu an gördüğümü
bir gören daha var mı? diye 
ve üstelik bu gördüğüm şey 
daha da yüceliyor 
gün geçtikçe,,
aldırmadan da yokluğuna ve de yüz çevirmene
seni göstermeyen geceye
sesini duyurmayan gündüze
 kin duysa da yüreğim
ve haykırsa da yüzlerine:

"ne diye doğdunuz peki? 
amacınız ne? diye
"ne verebilirsiniz ki bana
  onun yerini dolduracak?" diye

ve bil ki;seni benden böylesine uzak tutmaları
daha da coşturdu yüreğimi daha da
ateşini söndürmek yerine !
benzinmiş meğer bu yangına
 su diye döktükleri!
azdırıyor kalbimi yine
yok'un yanında anılman bile..
hayalin bile doyuruyor sana susuz benliğimi
solukların soluklarımda
burnum o kömürsü buklelerinde
ve ayağımın üzerini okşuyorsa ayağının içi
söyle ne isterim ki daha
şu yalan dünyada?" 
desem bile aşkın öyle doruklarda ki ;
atmosfer gezegen bırakmadı
 ve koca dünyanın şimdi
çöp kadar değeri yok gözümde
sensiz kalmış benliğin bile
 bir anlamı yokken bende
neyin anlamı olsun ki söyle neyin?
onlara tek besleyeceğim kıskançlık!
odandaki paspas kadar değerim yok mu ki;
onu sana çiğnetiveren şu hayat,
beni bundan böyle mahrum kılıyor?
duvarındaki tablolara 
acıdığı kadar da mı acımıyor ki bana;
seni onlara gösterdiği halde,
bana bir lokmanı göstermiyor?
olsun !
her şeye rağmen 
seni yazıyorum ya
ve tek yazan da benim ya
işte bu yüzden ölmek yerine
yaşamayı seçtim yine de..