çift bedenliler hikaye (özet)
'drosnar' adında gelişmiş bir gezegende,
karınca boyutunda robotlarla başkalarının özel bilgilerini ele geçiren,
yapay arılarla da müptelalara uyuşturucu enjekte eden bir çete vardır.
işte bu çete bir gün yakayı ele verir ve gezegenlerinden kaçmak zorunda kalır.
milyonlarca ışık yılı gezip kendilerine yaşayacakları bir gezegen arar ve
sonunda 'kashitan' isminde bir gezegen keşfederler ki burada yaşayan varlıklar
tek bir anadan ve bir erkek ve bir dişi olmak üzere çift beden olarak doğar
kendi kendine çiftleşir ve yine kendisi gibi çift beden bir ruh daha doğrur
ve böylece çoğalmadan yaşayıp giderlermiş.
elbetteki bu durumlarının bir hikayesi de bulunmaktadır..
tıpkı zakupal gezegeninde yaşayan varlıklar gibi zamanında bir süper nova patlamasıyla
maruz kaldıkları radyoaktif yüzünden bu hale gelmişlerdir.
ancak o 'zakupal'lılar azgınlıkları yüzünden kendilerine geliştirdikleri biyolojik formüllerle
tam tersine çoğaldıkça çoğalmış ve onlarca beden de yaşamaya başlamış ve bu yüzden de
gezegenleri kendilerine dar geldiği için gözlerini başka gezegenlere dikmişlerdir.
işte bu çete 'kashitan'ı keşfedip yerleşmeye karar verdiklerinde bu 'zakupal'lıların
'kashitan'ı istila edeceğini farkederler ve bu durumda planlarını değiştirmek zorunda kalırlar.
nihayetinde tek çözüm olarak kaçtıkları 'dirosnar'a bu durumu bildirmeyi ve karşılığında da
af edilmelerini istemeye karar verirler.
'dirosnar' yönetimi bunu kabul eder ve büyük bir orduyla gelip önce 'kashitan'daki 'zakupal'lıları
etkisiz hale getirir sonra da bir daha böyle bir işe kalkışmamaları için atmosferlerini manyetik
bir tabaka ile kaplayıp gezegenlerine hapsederler.
ancak işler bu çete üyelerinin planladığı gibi olmamış, şartlı affa uğramış ve bu da sürekli
gözetim altında olmaları ve haliyle de eski işlerine dönememelerine yol açmıştır.
ve 'kashitan'a tekrar dönmeye ve kendilerinden çok daha ilkel olan bu insansılara
hükmedip krallar gibi yaşamaya karar verirler.buradakilerin erkek bedenleri köle yapıp
kadın bedenleri de kendilerine cariye yapmış ve bu şekilde kendilerini tanrı ilan etmişlerdir.
ve tecavüzleri sonucu melez bir ırk ortaya çıkmış ve bunlar da ataları gibi çift bedenle doğsalar dahi
onlardan farklı olarak hem farklı rahimlerde hem de tek bir cins olarak doğmaya başlamış ve
bu durum sayesinde insanlar gibi çoğalmaya başlamışlar..
aradan yüz yıllar geçmiştir ve 'zakupal'ın azgın halkı da kendilerini geliştirmiş ve nihayet
atmosferlerindeki duvarı delecek bir güce kavuşmuşlardır.
yalnız bununla birlikte 'kashitan'lıların mutasyonu da durmamış ve uzak rahimlerde doğmaları
öyle bir noktaya ulaşmıştır ki sonunda 'somel' adındaki kızın çift bedeni 'suunan' gezegenlerinin
çok uzağında ,yani 'dirosnar'da doğmuştur .
işte 'zakupal'lıların bu ikinci istila denemeleri de bu ufak kızın konuşmaya başlayıp
'dirosnar'ı bilgilendirmesi ve daha büyük bir orduyla gelip tepelerine binmeleri ile başarısız olmuştur
ama bu sefer gezegenleriyle birlikte topluca imha edilmişlerdir.
karınca boyutunda robotlarla başkalarının özel bilgilerini ele geçiren,
yapay arılarla da müptelalara uyuşturucu enjekte eden bir çete vardır.
işte bu çete bir gün yakayı ele verir ve gezegenlerinden kaçmak zorunda kalır.
milyonlarca ışık yılı gezip kendilerine yaşayacakları bir gezegen arar ve
sonunda 'kashitan' isminde bir gezegen keşfederler ki burada yaşayan varlıklar
tek bir anadan ve bir erkek ve bir dişi olmak üzere çift beden olarak doğar
kendi kendine çiftleşir ve yine kendisi gibi çift beden bir ruh daha doğrur
ve böylece çoğalmadan yaşayıp giderlermiş.
elbetteki bu durumlarının bir hikayesi de bulunmaktadır..
tıpkı zakupal gezegeninde yaşayan varlıklar gibi zamanında bir süper nova patlamasıyla
maruz kaldıkları radyoaktif yüzünden bu hale gelmişlerdir.
ancak o 'zakupal'lılar azgınlıkları yüzünden kendilerine geliştirdikleri biyolojik formüllerle
tam tersine çoğaldıkça çoğalmış ve onlarca beden de yaşamaya başlamış ve bu yüzden de
gezegenleri kendilerine dar geldiği için gözlerini başka gezegenlere dikmişlerdir.
işte bu çete 'kashitan'ı keşfedip yerleşmeye karar verdiklerinde bu 'zakupal'lıların
'kashitan'ı istila edeceğini farkederler ve bu durumda planlarını değiştirmek zorunda kalırlar.
nihayetinde tek çözüm olarak kaçtıkları 'dirosnar'a bu durumu bildirmeyi ve karşılığında da
af edilmelerini istemeye karar verirler.
'dirosnar' yönetimi bunu kabul eder ve büyük bir orduyla gelip önce 'kashitan'daki 'zakupal'lıları
etkisiz hale getirir sonra da bir daha böyle bir işe kalkışmamaları için atmosferlerini manyetik
bir tabaka ile kaplayıp gezegenlerine hapsederler.
ancak işler bu çete üyelerinin planladığı gibi olmamış, şartlı affa uğramış ve bu da sürekli
gözetim altında olmaları ve haliyle de eski işlerine dönememelerine yol açmıştır.
ve 'kashitan'a tekrar dönmeye ve kendilerinden çok daha ilkel olan bu insansılara
hükmedip krallar gibi yaşamaya karar verirler.buradakilerin erkek bedenleri köle yapıp
kadın bedenleri de kendilerine cariye yapmış ve bu şekilde kendilerini tanrı ilan etmişlerdir.
ve tecavüzleri sonucu melez bir ırk ortaya çıkmış ve bunlar da ataları gibi çift bedenle doğsalar dahi
onlardan farklı olarak hem farklı rahimlerde hem de tek bir cins olarak doğmaya başlamış ve
bu durum sayesinde insanlar gibi çoğalmaya başlamışlar..
aradan yüz yıllar geçmiştir ve 'zakupal'ın azgın halkı da kendilerini geliştirmiş ve nihayet
atmosferlerindeki duvarı delecek bir güce kavuşmuşlardır.
yalnız bununla birlikte 'kashitan'lıların mutasyonu da durmamış ve uzak rahimlerde doğmaları
öyle bir noktaya ulaşmıştır ki sonunda 'somel' adındaki kızın çift bedeni 'suunan' gezegenlerinin
çok uzağında ,yani 'dirosnar'da doğmuştur .
işte 'zakupal'lıların bu ikinci istila denemeleri de bu ufak kızın konuşmaya başlayıp
'dirosnar'ı bilgilendirmesi ve daha büyük bir orduyla gelip tepelerine binmeleri ile başarısız olmuştur
ama bu sefer gezegenleriyle birlikte topluca imha edilmişlerdir.
***********************************************
absürdiye kralı beşinci şenelinko
absürdiyenin kralı benim
bunu kimse unutmasın!
ne aynasında ..ne düşünde
ne de hülyalarında da .. başında taç maç görmesin sakın!
tabi maç taç olursa iş başka
ki onların vasfının da
yok benimkinden bir farkı
süpürmezler elbet benim gibi çölleri
yıkayamazlar denizleri
ve allayarak allıkları ..aldatamazlar
o kör aldatırı!
çünkü mantıksız kılarak ben mantığı
gönül koyarım gönüllere,
ve süpürürken de makamımı
çok yaşasın! ki ; bilirim hasıraltının
kerametini!
zaten aşikarlar değil miydi
bu gizleri değer kılan?
o yamukluk değil miydi bu düzlüklerin tek vebali?
ve var olmamız değil miydi
o yoklukluğun tek günahı?
işte kalmasın diye şimdi bu kaygılar,özürler
boyna uğraşım ve çabam..
zevklerden zevk almaz,
acılara acınmaz
tutsaklığı tutkun kalışım
ve ton ,metre ne kadar perde
çeşit varsa çekinmeden dalışım ve
toplayıp günün sonunda
karacaklığın o tüm harçları böyle!
sonra da verip ellerinize yoğurduğum hamurları:
"alın ,diyeceğim alın
dilediğinizi yapın"
herkes kursun hayalini ve yaşasın sonra da
azapsa azap
sevinçse sevinç!
yeter ki sana dolansın
şeridin bir ucu,
ve senden olsun yeter ki
'sen' bildiğin her adım!
korkusuzca,özgürce,
iştahlı bir bilinçle
şu yaşayan tonlarcası
titreyen tin gibi ..
yoksa şu,
tüm ömrüyle yırtınıp
işve ,nazına takmadan
alnındaki yazgının,
üç kuruşluk salyaya köpeklik eden
o alçalmış kimseler gibi değil,
işte şu ofislerde ayakçı
ama özüne baksan
bağdaşlar kurmuş da bilgeliğin tahtında
zamana hükmeder olmuş
o genç de benim gibi;
önce bir kuyruk bulmuş kendisine
insanlardan oluşan
başı sonu belirsiz
ve girmiş en sonuna ilerlemiş ilerlemiş
ritmi kaplumbağlara
madalya takar ayaklılarca
atılıp durulmuş binlercesi adımla..
nihayet önünde olan sıra ,ardına
ve kendisi de en başına
bir hale gelince ,
karşısındaki memur
faturayı istemiş de ondan
o buna asla yanaşmamış
bakarken suratına aval aval
o çıkmış ve gitmiş tekrar kuyruğun en sonuna
ta başlangıca
ta annesinin hatta
annanesinin rahmine!
çünkü görmek istemiş ..
boşa kürek çekmeyi
harcı ve harcanmayı..
tatmak istemiş tatsızlığı
tatlılığı tadayım diye
işlenip işlenip durmuş böylece
vezneler kapanana dek..
ama yanında
hiç bir saat ve geçliğin
kapısına bir kilit vuramayacağı
devasa bir kapı açmış
ve dalmış içeri..
upuzun bir koridor ve sağlı sollu sınıflar
karar verip girmiş kafasına göre
bir sınıfa
dersi bölünen öğretmenin
asılınca suratı
demiş ona: "çok kızdıysan çıkayım tahtaya!"
öğretmen de ne yapsın
hiç kaçırır mı fırsatı
:"yaz tahtaya bakalım
bilemezsen sıfır "demiş
"söyle bakalım dünya üzerinde bulunan
tüm binaları dümdüz edip birer kata düşürsek
kaç bin hektar
arazi harcamış oluruz?" deyince
o da nezaketin tüm görkemiyle
masadaki hesap makinesini gösterip
almak istediğini söyleyince
öğretmen "tabi tabi " diyerek uzatmış kendisine
o da alır almaz eline
fırlatıvermiş makineyi bir çırpıda tahtaya
ve büyük bir gürültüyle de
paramparça dağılmış etrafa!
sonra tüm sınıfın şaşkın bakışları arasında
toplamaya başlamış
yere saçılan parçaları
ve avucu silme şekilde dolunca da
uzatmış da öğretmene:
"işte hocam,
bu kadar küp eder " demiş ..
ancak bu yaptığı delice cevap üzerine
çok geçmeden kapıda
hastane ekipleri belirmiş
ve onu yaka paça
ambulansa tıkmışlar
o ise bir şeye zorlanacak yapıda olmadığından
ama kırmak da istemediğinden birilerini
büyük bir hüner gösterip
onların ellerinden kurtulmayı başarmış
ve sonra bir dolmuşa binip
onların peşinden
hastaneye doğru koyulmuş..
ancak bu esnada
makinenin parçalanış görüntüleri
yayıldıkça yayılınca ekranlardan ekranlara..
bir anda gündem olmuş tüm ülkede
ve böylesi kopuk bir kişiliğe aç ve sefil olan toplumda
merak odağı olunca
peşine düşen basın ve halk ordusu
hastanenin avlusunu doldurmuş
ve kendisini getirecek olan
ambulansı beklemeye başlamış..
ne var ki gelen ambulans
iki bayıltılmış personelden başkasını taşımıyormuş
işte tam buna şahid olup
hayal kırıklığına uğramışken kalabalık
dolmuştan inen birisini fark etmiş
ve tekrar heyecan içerisinde:
"işte bu! .. işte bu o! ..bu o!" diye bağrışmaya başlamış
o ise kendisine doğru uzanmış mikrofonalara:
"evet benim ..işte geldim ..
ve sizler için
son bir süprizim olacak " demiş..
heyecan içinde
kendisini takip eden gözler
ve kameralar önünde yürümüş yürümüş
ve bahçede bulunan o,'düşünen adam' heykeline varmış
sonra yanında getirdiği kelepçeleri çıkarıp
heykelin bileklerine takmış
ve sonra da :
" tamam işte..hepsi bu! " demiş
ve hastanenin kapısına doğru yürümeye başlamış
gözler şaşkınlıktan neredeyse
yuvalarından fırlayacakmış
ve dermansızlıktan artık bırakmışlar peşini..
o da oda olarak kendisine
gösterilen yere gitmiş
yatağıyla oturağıyla tanıştığı sırada
bir kimse daha olmuş kendisi ile tanışmaya gelmiş
birbirlerini sevip güvenince
ona gizli bir geçitten ve odadan söz etmiş
sonra da takıp peşine
o esrarengiz yere götürmüş
"işte ,demiş burası
tüm kralların ve da başkanların buluşup
oyun oynadıkları odadır"
gerçekten de sandalyelerde oturan
kelli felli kimseler
ve masalarda birbirinden çeşit oyunlar ..
sonra bir masaya yanaşmış ki saddamın biri
oynamak için her zamanki gibi
bir kanka kralın karşısında
önlerinde satranç tahtası
demiş: " ben sıkıldım artık bu klasik satrançtan
yok mu bunun başka bir versiyonu?
"ne demek..ellerinde öper " demiş karşısındaki
bir parmak şıklatıp sonra
bir elektronik tablo
ve üzerinde sensörlü taşlar olan
bir satranç getirtmiş
"bak ,demiş bu kale senin bir garnizonun
at yerine uçaksavar
fil yerine füzeler
ve vezir dediğin ise en nadide savaş uçağın
ve sen ey şahları,
haydi başla savaşa
karşındaki bana
ve benim orduma karşı ..
bunu kimse unutmasın!
ne aynasında ..ne düşünde
ne de hülyalarında da .. başında taç maç görmesin sakın!
tabi maç taç olursa iş başka
ki onların vasfının da
yok benimkinden bir farkı
süpürmezler elbet benim gibi çölleri
yıkayamazlar denizleri
ve allayarak allıkları ..aldatamazlar
o kör aldatırı!
çünkü mantıksız kılarak ben mantığı
gönül koyarım gönüllere,
ve süpürürken de makamımı
çok yaşasın! ki ; bilirim hasıraltının
kerametini!
zaten aşikarlar değil miydi
bu gizleri değer kılan?
o yamukluk değil miydi bu düzlüklerin tek vebali?
ve var olmamız değil miydi
o yoklukluğun tek günahı?
işte kalmasın diye şimdi bu kaygılar,özürler
boyna uğraşım ve çabam..
zevklerden zevk almaz,
acılara acınmaz
tutsaklığı tutkun kalışım
ve ton ,metre ne kadar perde
çeşit varsa çekinmeden dalışım ve
toplayıp günün sonunda
karacaklığın o tüm harçları böyle!
sonra da verip ellerinize yoğurduğum hamurları:
"alın ,diyeceğim alın
dilediğinizi yapın"
herkes kursun hayalini ve yaşasın sonra da
azapsa azap
sevinçse sevinç!
yeter ki sana dolansın
şeridin bir ucu,
ve senden olsun yeter ki
'sen' bildiğin her adım!
korkusuzca,özgürce,
iştahlı bir bilinçle
şu yaşayan tonlarcası
titreyen tin gibi ..
yoksa şu,
tüm ömrüyle yırtınıp
işve ,nazına takmadan
alnındaki yazgının,
üç kuruşluk salyaya köpeklik eden
o alçalmış kimseler gibi değil,
işte şu ofislerde ayakçı
ama özüne baksan
bağdaşlar kurmuş da bilgeliğin tahtında
zamana hükmeder olmuş
o genç de benim gibi;
önce bir kuyruk bulmuş kendisine
insanlardan oluşan
başı sonu belirsiz
ve girmiş en sonuna ilerlemiş ilerlemiş
ritmi kaplumbağlara
madalya takar ayaklılarca
atılıp durulmuş binlercesi adımla..
nihayet önünde olan sıra ,ardına
ve kendisi de en başına
bir hale gelince ,
karşısındaki memur
faturayı istemiş de ondan
o buna asla yanaşmamış
bakarken suratına aval aval
o çıkmış ve gitmiş tekrar kuyruğun en sonuna
ta başlangıca
ta annesinin hatta
annanesinin rahmine!
çünkü görmek istemiş ..
boşa kürek çekmeyi
harcı ve harcanmayı..
tatmak istemiş tatsızlığı
tatlılığı tadayım diye
işlenip işlenip durmuş böylece
vezneler kapanana dek..
ama yanında
hiç bir saat ve geçliğin
kapısına bir kilit vuramayacağı
devasa bir kapı açmış
ve dalmış içeri..
upuzun bir koridor ve sağlı sollu sınıflar
karar verip girmiş kafasına göre
bir sınıfa
dersi bölünen öğretmenin
asılınca suratı
demiş ona: "çok kızdıysan çıkayım tahtaya!"
öğretmen de ne yapsın
hiç kaçırır mı fırsatı
:"yaz tahtaya bakalım
bilemezsen sıfır "demiş
"söyle bakalım dünya üzerinde bulunan
tüm binaları dümdüz edip birer kata düşürsek
kaç bin hektar
arazi harcamış oluruz?" deyince
o da nezaketin tüm görkemiyle
masadaki hesap makinesini gösterip
almak istediğini söyleyince
öğretmen "tabi tabi " diyerek uzatmış kendisine
o da alır almaz eline
fırlatıvermiş makineyi bir çırpıda tahtaya
ve büyük bir gürültüyle de
paramparça dağılmış etrafa!
sonra tüm sınıfın şaşkın bakışları arasında
toplamaya başlamış
yere saçılan parçaları
ve avucu silme şekilde dolunca da
uzatmış da öğretmene:
"işte hocam,
bu kadar küp eder " demiş ..
ancak bu yaptığı delice cevap üzerine
çok geçmeden kapıda
hastane ekipleri belirmiş
ve onu yaka paça
ambulansa tıkmışlar
o ise bir şeye zorlanacak yapıda olmadığından
ama kırmak da istemediğinden birilerini
büyük bir hüner gösterip
onların ellerinden kurtulmayı başarmış
ve sonra bir dolmuşa binip
onların peşinden
hastaneye doğru koyulmuş..
ancak bu esnada
makinenin parçalanış görüntüleri
yayıldıkça yayılınca ekranlardan ekranlara..
bir anda gündem olmuş tüm ülkede
ve böylesi kopuk bir kişiliğe aç ve sefil olan toplumda
merak odağı olunca
peşine düşen basın ve halk ordusu
hastanenin avlusunu doldurmuş
ve kendisini getirecek olan
ambulansı beklemeye başlamış..
ne var ki gelen ambulans
iki bayıltılmış personelden başkasını taşımıyormuş
işte tam buna şahid olup
hayal kırıklığına uğramışken kalabalık
dolmuştan inen birisini fark etmiş
ve tekrar heyecan içerisinde:
"işte bu! .. işte bu o! ..bu o!" diye bağrışmaya başlamış
o ise kendisine doğru uzanmış mikrofonalara:
"evet benim ..işte geldim ..
ve sizler için
son bir süprizim olacak " demiş..
heyecan içinde
kendisini takip eden gözler
ve kameralar önünde yürümüş yürümüş
ve bahçede bulunan o,'düşünen adam' heykeline varmış
sonra yanında getirdiği kelepçeleri çıkarıp
heykelin bileklerine takmış
ve sonra da :
" tamam işte..hepsi bu! " demiş
ve hastanenin kapısına doğru yürümeye başlamış
gözler şaşkınlıktan neredeyse
yuvalarından fırlayacakmış
ve dermansızlıktan artık bırakmışlar peşini..
o da oda olarak kendisine
gösterilen yere gitmiş
yatağıyla oturağıyla tanıştığı sırada
bir kimse daha olmuş kendisi ile tanışmaya gelmiş
birbirlerini sevip güvenince
ona gizli bir geçitten ve odadan söz etmiş
sonra da takıp peşine
o esrarengiz yere götürmüş
"işte ,demiş burası
tüm kralların ve da başkanların buluşup
oyun oynadıkları odadır"
gerçekten de sandalyelerde oturan
kelli felli kimseler
ve masalarda birbirinden çeşit oyunlar ..
sonra bir masaya yanaşmış ki saddamın biri
oynamak için her zamanki gibi
bir kanka kralın karşısında
önlerinde satranç tahtası
demiş: " ben sıkıldım artık bu klasik satrançtan
yok mu bunun başka bir versiyonu?
"ne demek..ellerinde öper " demiş karşısındaki
bir parmak şıklatıp sonra
bir elektronik tablo
ve üzerinde sensörlü taşlar olan
bir satranç getirtmiş
"bak ,demiş bu kale senin bir garnizonun
at yerine uçaksavar
fil yerine füzeler
ve vezir dediğin ise en nadide savaş uçağın
ve sen ey şahları,
haydi başla savaşa
karşındaki bana
ve benim orduma karşı ..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder